İnsan, Aynı Döngüde mi Yaşar Hayatını?

İnsan davranışı, Adem’den itibaren birçok bilimsel disiplin ve metafiziksel inancın konusu olmuştur. Evrimsel biyolojiden antropolojiye, psikolojiden teolojiye pek çok alan davranışlarımıza bir açıklama bulmaya çalışmıştır. İnsanın zaman içindeki davranışsal değişimleri bu anlam arayışını iki kutba ayırmıştır: Spontane ve günden güne bambaşka bir hal alan insan ve doğumundan itibaren aynı monoton döngünün içinde yol alan insan.

Rus yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, eserlerinde insanın yaşadığı her anın, her acının ve her sevincin insanın karakterini birikerek oluşturduğunu savunmuştur. Kendisini “İnsan, alışkanlıklarının tutsağıdır.” ifadesini de bu doğrultuda söylemiştir. Bireyin yaşam döngüsünde elde ettiği her deneyimin onun zihnini etkilediğini ve bu sebeple gelecekte göstereceği davranışların temellerini attığını anlatmıştır yazar bu sözünde. Kökenlerin, travmaların ve doğuştan gelen özelliklerin bireyin hayatını yaşayacağı hapishaneyi oluşturduğunu düşüncesi insan davranışlarını anlamlandırmak hususunda gerçekçi ancak çoğu durumda fazla pesimist bir bakış açısı ortaya koymaktadır.

Kimi düşünürler ise ademoğlunun mantalitesinin geçmişinden ziyade yakın zamandaki hareketlerinden oluştuğunu ortaya atmıştır. Şair, düşünür ve tasavvufçu Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu fikrin tarih boyunca en büyük savunucularından olmuştur. “İnsan, her sabah yeniden doğar; bugün ne yaparsa odur.” sözü hem ilahi hem de mantıksal açıdan kimilerinin tutarlı bulduğu bir görüş ortaya sunar. “İnsan, her sabah yeniden doğar” ifadesinde uyanma eylemi ruhani bir değişimin sembolü olarak kullanılmıştır. Uyku; zihnin ve bedenin dinlendiği, yenilendiği ve biyolojik açıdan “yeniden doğduğu” bir süreçtir. Hasta veya yaşlı hücreler ölür ve yerlerine yeni oluşmuş hücreler gelir. Uykunun ve ardından gelen uyanmanın insanı tümüyle değiştirdiğini ve gelecek için kişiye yepyeni bir bakış açısı sağladığı inancı birçok eksiklik de içermektedir. Örneğin insan beyni kişinin hayatı boyunca yaşadığı deneyimlerle beraber nöronlar arasında oluşan komplike bağlardan oluşmaktadır. Nöronlar arasındaki bağlar ise uyku gibi kısa süreli süreçlerde kayda değer değişimler yaşamazlar.

Bir sonuca varacak olursak, insan davranış ve hareketleri merkezi sinir sisteminin kontrolündedir ve bu komplike sistemin anlaşılması bir hayli zordur ve kesin bir karara ulaşmak mümkün değildir. Buna rağmen insan davranışının geçmişten gelen deneyimler, travmalar, alışkanlıklar ve bağımlılıklar tarafından büyük ölçüde kontrol edildiği kanısı; insan bakış açısının sürekli değişen ve kişinin geçmişinden bağımsız bir olgu olduğu fikrinden çok daha tutarlıdır. Sinir sistemi ve içindeki karışık ağlarda en büyük etki insanın geçmişi tarafından bırakılmaktadır yani insan davranışının temeli kişinin geçmişinde yatmaktadır ve insan; geçmişinden, alışkanlıklarından ve geldiği koşullardan bağımsız olarak değerlendirilemezdir.

(Visited 10 times, 1 visits today)