2040 yılında Japonya’da düzenlenen uluslararası bir yapay zekâ kongresine katıldığımı hayal ediyorum. Daha uçağım Tokyo’ya yaklaşırken bile geleceğin içinde olduğumu hissediyorum. Havaalanında pilotlar yerine büyük ölçüde otonom sistemler çalışıyor. Pasaport kontrolünde yüz tanıma ve biyometrik taramalar saniyeler içinde tamamlanıyor. Şehir merkezine doğru ilerlerken sürücüsüz araçların kusursuz bir düzen içinde aktığı yollar dikkatimi çekiyor. Trafik ışıklarına bile ihtiyaç duyulmayan bu düzen gerçekten etkileyici.
Kongrenin düzenlendiği yer, Tokyo Körfezi kıyısında yer alan devasa ve son derece modern bir kompleks.
Bina, Japon mimarisinin sadeliğini yüksek teknolojiyle birleştiriyor.
Cam ve metal ağırlıklı dış cephe, güneş ışığını enerjiye dönüştüren panellerle kaplı.
Yapının etrafında, bakımı tamamen yapay zekâ tarafından yapılan zen bahçeleri bulunuyor.
Taşlar, minyatür ağaçlar ve su kanalları kusursuz bir uyum içinde düzenlenmiş.
Girişte beni karşılayan görevli bir insan değil, son derece gerçekçi bir humanoid robot. Gülümsemesi doğal, ses tonu sakin ve nazik. Beni ismimle selamlıyor ve kongre programını bileğime taktığı akıllı bileklik üzerinden yansıtıyor. Bu bileklik, kalp atış hızımı ve ilgi alanlarımı analiz ederek hangi panellere katılmamın daha uygun olacağını öneriyor. Aynı zamanda kalabalık alanlarda yön bulmamı sağlayan artırılmış gerçeklik okları da görüş alanımda beliriyor.
Kongre salonuna girdiğimde çok güzel bir atmosferle karşılaşıyorum. Tavan boyunca uzanan büyük ekranlarda, dünyanın farklı şehirlerinden bağlanan konuşmacıların resimleri var. Salonda birçok dil konuşuluyor; Japonca, İngilizce, Çince ve daha fazla dil. Ancak herkes küçük çeviri cihazları sayesinde birbirini çok iyi anlıyor. Dil engelinin neredeyse tamamen ortadan kalkmış olduğunu görmek bana çok ilginç geliyor.
Fuarı gezdikçe, teknolojinin hayatın her yerinde nasıl önemli bir rol oynadığını görüyorum. Bir alanda, yaşlılara yardım etmek için tasarlanan robotlar var. Bu robotlar sadece fiziksel yardımda bulunmuyor, aynı zamanda insanların duygularına da destek oluyor. Başka bir bölümde, çevre sorunlarına karşı geliştirilen hava kontrol ve tarım teknolojileri sergileniyor. Bu sistemler toprağın durumunu, bitkilerin ihtiyaçlarını ve hava koşullarını sürekli analiz ediyor ve ürün verimini en yüksek noktaya çıkarıyor.
En çok ilgimi çeken alanlardan biri ise sanat ve yapay zekânın buluştuğu bölüm oluyor. Burada insanlar ve yapay zekâlar birlikte resim yapıyor, müzik besteliyor ve hatta kısa filmler üretiyor. Yapay zekânın sadece bir araç değil, yaratıcı bir ortak haline geldiğini hissetmek oldukça etkileyici.
Günün sonunda kongre merkezinin terasına çıktığımda, Tokyo’nun neon ışıkları ve sessizce süzülen hava taksileri manzarayı tamamlıyor. 2040 Japonya’sında yapay zekânın soğuk ve uzak bir teknoloji değil, insan yaşamını destekleyen, onunla uyum içinde çalışan bir unsur haline geldiğini görmek bana hem hayranlık hem de umut duygusu veriyor. Bu kongre, geleceğin sadece makinelerden değil, insan ve yapay zekânın ortaklığından oluşacağını güçlü bir şekilde hissettiriyor.
