Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.
20 Aralık 2025
Saat: 08.25
Köyde sabahlar hiç olmadığı kadar soğuktu. Soba yanmıyor, pembe battaniyenin altından Rüya’nın kıpkırmızı burnu görünüyordu.
“Annem nerede, abla?” dedi titreyerek.
Ben de bilmiyordum ama kardeşimi korkutmak istemedim. Bildiğim kadarıyla, gece ben mutfaktayken annem garip bir ses işitmiş, sesin geldiği yöne Nergis’le birlikte gitmişti.
“Nazlı’yı kurstan almaya gitti,” diyebildim sadece.
Rüya bir gariplik sezmişti; çünkü Nazlı’nın köyde olmadığını biliyordu. Kısa bir süre sonra annem Nergis’le birlikte eve döndü. Elinde büyük bir sepet vardı ve içi nefis yiyeceklerle doluydu. Rüya koltuktan fırladı. Koca bir canavar gibi sepette ne varsa kaptı ve odasına çekildi.
Saat: 20.40
Saat neredeyse dokuz olmuştu. Rüya yatağında, ben ise masamda oturuyor, duvarla bakışıyordum. Odaya derin bir sessizlik çökmüştü. Ne Nergis uyanıktı ne de annem. Yalnızca ben uyanıktım.
Derken bu sessizliği tarif edemediğim bir uğultu bozdu. Ses sanki kulaklarımı patlatacak gibiydi. Hızla kulaklarımı tuttum ve gözlerimi sımsıkı kapadım. Çok geçmeden tuhaf bir ışık gözlerime doldu. Sanki beni çağırıyor, buradan uzaklaşmamı istiyordu.
İstersen metni daha karanlık, daha gizemli ya da roman girişine uygun olacak şekilde biraz daha edebi hale de getirebilirim.
