Bir gün okuldan gelmiştim. Odama girdim, derslerimi çalıştım. Ardından odamdaki pencereden bir ışık yansıdı. İlk başta aldırış etmedim. Ancak bir süre sonra bu ışık, gözümü kör edecekmiş gibi parlamaya başladı. Dikkatlice bakınca ışığın bir yeri göstermeye çalıştığını fark ettim. Gardırobumu işaret ediyordu.
Dolabımı açtım ama içinde hiçbir şey yoktu. İşime geri döndüm. Tam o sırada dolaptan “güm” diye bir ses geldi. Hemen ardından çatırdama sesleri duyuldu. Artık hem sinirli hem de korkmuştum. Dolabı tekrar açtım.
Gördüklerime inanamadım. Dolabım çatlamıştı ve çatlakların içinden pembe bir ışık sızıyordu. Merakıma yenik düştüm ve çatlağı biraz daha genişlettim. O an şok oldum; çünkü karşımda bir portal vardı. Hiç düşünmeden içine girdim.
Bir de ne göreyim… Resmen yeni bir evrene açılmıştım. Etrafta birkaç kişi vardı ama hayalet gibiydiler. Herkes birbirinin içinden geçebiliyordu. Bu durumu çok ilginç buldum. Zaten kim bulmazdı ki? Açıkçası çok da hoşuma gitmişti.
Biraz ilerledim ve çok değişik şeyler gördüm. Burası adeta bir şeker dünyasıydı. Evet, gerçekten öyleydi. Merakla bütün şekerlerden tattım ve hepsi inanılmaz lezzetliydi.
Tam o sırada bir bağırış sesi duydum. Bir anda etraf karardı. Gözlerimi açtığımda her şeyin bir rüya olduğunu anladım. Bağıran kişi annemdi, beni kahvaltıya çağırıyordu.
