Işık

  Her şey, o ışığın pencereden içeri girdiği an başladı. Dünyanın en güzel günüydü. Kimse benimle uğraşmıyor, yapmam gereken tek bir iş bile yoktu ancak o ışık içeri girince, sanki bütün evren omuzlarıma yüklenmiş gibiydi. Buna bir türlü anlam veremiyordum. Gün boyunca ne zaman o ışığa baksam, tüm dünya ağırlığıyla üzerime çöküyordu.

  Gece olduğunda ise her şey daha da netleşti. Gözlerimde bir sorun olduğunu fark ettim. Annemle birlikte göz doktoruna gittik, fakat doktor herhangi bir problem olmadığını söyledi. Eve dönerken bunun ne olabileceğini düşünmeye devam ettim. Gece uyumadan önce sakin olmaya çalıştım, zihnimi toparladım, hayaller kurdum ve ertesi gün için planlar yaptım.

  Sabah uyandığımda ise sanki sırtımda taşıdığım otuz kiloluk bir çantayı koltuğa bırakmış gibiydim. Her şey yeniden normale dönmüştü. Kendimi sakin, rahat ve hafiflemiş hissediyordum. Mutlu bir şekilde işe gittim. Ancak çevreme baktığımda fark ettim ki herkes benim az önce kurtulduğum o yükü taşıyordu. İnsanlar işe somurtarak üzgün bir hâlde gidiyordu.

  O anda anladım ki bu rahatsızlık veren durum yalnızca bana ait değildi, herkese yayılmıştı. İnsanlar yıllarca aynı tempoda işe ve okula gidiyor, sürekli sorumluluk taşıyorlardı. Elbette bir noktada yorulup sıkılmışlardı. Ve bu doğruydu: Üzerinde stres taşıyan insanlar, mutlu olamıyordu.

(Visited 2 times, 1 visits today)