Her şey, o tuhaf ışığın pencereden dolduğu anda başladı. Penceremden içeriye göz kamaştırıcı bir ışık sızıyordu. Merakla camdan dışarı baktım ve bahçenin tam ortasında duran bir sandık gördüm. Büyük adımlarla alt kata ve ardından bahçeye indim.
Sandığı açmakta ne kadar korksam da cesaretimi toplayıp kapağını kaldırdım. Başta gözlerim ışıktan kamaştığı için içinde ne olduğunu göremedim. Işığın etkisi geçince, eski zamanlara ait olduğunu düşündüğüm bir kolye gördüm. Bu kolye diğerlerinden farklıydı; rengi ve ışıltısı bir hayli etkileyiciydi.
Bir anda bedenimi korku ve endişe sardı. İçinde bulunduğum durumu öncelikle ablamla paylaşmak istedim ama kolye buna izin vermedi. Birine anlatmak istesem, bazıları elimde bir kolye olmadığını söyleyip deli olduğumu düşünüyordu; diğerleri ise sanki kolye ağzımı bağlıyormuş gibi konuşmamı engelliyordu.
Kolye ile ne yapacağımı düşünürken başım dönmeye başladı ve olduğum yerde düşüp bayıldım. Uyandığımda, hiçbir şeyden habersiz bir şekilde annemin yanına gittim. Önceden ellerimde tuttuğum kolye artık yoktu ama ailem… ailem artık gerçek ailem değildi. Evimiz de eskisi gibi değildi.
Başta bunun bir rüya olduğunu düşündüm, ama hiç de rüya gibi değildi. Herkes bana adımla sesleniyordu, ama ben hiç kimseyi tanımıyordum. Bunu söyledikçe, sanki delirmişim gibi bakıyorlardı. Herkes geçmişe dönmüş gibiydi. Gerçekten de delirdiğimi düşünmeye başlamıştım… Ta ki ablam içeri girene kadar.
“Her şeyin bir şaka olduğunu sana açıklayacaklar.” dedi. Her şeyi nasıl ayarladıklarını sorduğumda, sadece sandık şakası yapacaklarını ama korkumdan bayıldığımda bunu bir fırsata çevirip, uyanana kadar evin eşyalarını değiştirdiklerini ve arkadaşlarını çağırdıklarını söyledi.
Aslında böyle şakalara pek inanmazdım ama galiba bu sefer kendimi çok kaptırmıştım.
