Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu an başladı. O sabah uyandığımda saat henüz altıyı göstermiyordu ancak odanın içi sanki öğle vaktiymiş gibi aydınlıktı. Perdeleri araladığımda gökyüzünün alışılmadık bir renge büründüğünü gördüm. Ne mavi ne de turuncuydu; ikisinin arasında kalmış, garip bir tondaydı. Işık eşyaların kenarlarını yumuşatıyor, gölgeleri silikleştiriyordu. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi.
Sokağa baktım. İnsanlar yürüyordu ama kimse yukarı bakmıyordu. Sanki bu ışığı yalnızca ben fark ediyordum. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda hava normalden daha sıcaktı. Bir an için zamanın yavaşladığını hissettim. O anda anladım ki bu ışık yalnızca gökyüzüne ait değildi; bir şeyleri değiştirmek için gelmişti. Ve ben, bunun tanığı olacaktım.
Işık yavaşça solarken içimde garip bir kararlılık oluştu. Henüz neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ama artık eskisi gibi uyanamayacağımı hissediyordum. O sabah, yalnızca gün değil, benim hikâyem de başlamıştı.
