Sabah erkenden kalkmıştım. Okuldaki sunumum için hazırlanmam gerekiyordu; bu sunum benim için çok önemliydi çünkü dönem sonu notumuz yapacağımız sunuma göre verilecekti. Sunumumu hemen açtım ve bir sayfamın eksik olduğunu fark ettim. Aceleyle yetişmek için evden çıktım; bağcıklarımı bile bağlamamıştım.
Okula vardığımda hemen tahtada sunumumun çalışıp çalışmadığını kontrol ettim. Sorunsuz çalışıyordu. Bu sunumu ikinci derste yapacaktım. Birinci ders çok hızlı geçti, sanki on dakika sürmüş gibiydi. Ders zili çaldı, sınıfa girip sırama oturdum. Ne yapıp edip bu sunumu güzel bir şekilde yapabileceğimi kendime tekrar tekrar söyledim.
Arkadaşlarım sırayla sunumlarını yapıp yerlerine oturuyorlardı. Hocamız, herkesin notunu dersin sonunda açıklayacağını söylemişti. Sıra bana gelmişti. Sunumumu tahtada açtım ve anlatmaya başladım. Sakin ve rahat bir şekilde sunumumu yaptım. Sonunda en çok alkışı alan bendim sanırım; bu beni iyice mutlu etmişti. Dersin sonunda hocamız notumu söyledi: 100 almıştım!
Okulda tüm dersleri mutlu bir şekilde geçirdim. Hocamız, bu sunumu diğer sınıflarla paylaşmak için benden istemişti. Hemen hocaya taşınır belleğimi verdim ve eşyalarımı topladım. Eve geldiğimde içimde büyük bir rahatlama hissettim. Son notumu tam puanla geçmiş olmanın mutluluğu vardı.
Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Yavaşça pencereye doğru yaklaştım; dışarıda hiçbir şey yoktu. Hava güneşliydi ama ışık doğrudan pencereme vurmuyordu. Işığın nereden yansıdığını bulmak için etrafa bakındım. Meğer sabah kedimin oynaması için yere bıraktığım oyuncağın ışığıymış. Kedim onunla oynadığı için oyuncağın yönü değişmiş, yansıyan ışık camdan yüzüme vurmuştu. Tuhaf ışığın sebebi buydu.
