Aynadaki Yabancı

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve lambanın cızırtılı bir sesle göz kırpmasıyla bu his, yerini buz gibi bir ürpertiye bıraktı.

Normalde bu saatlerde sokak sakinlerini pencerelerin ardında görmeye alışkındım ancak bu gece binalar, pencereleri oyulmuş devasa kayalar gibi kapkaraydı. Adımlarımın sesi asfaltın üzerinde her zamankinden daha sert yankılanıyor, sanki birkaç saniye gecikmeyle arkamdan bir çift adım daha beni takip ediyordu. Durduğumda o ses de duruyor, sadece rüzgârın iniltisi kalıyordu.

Kendi apartmanıma giden dar ara sokağa saptım. Yolun ortasında, sırtı bana dönük, hareket etmeden duran gri pardösülü bir karaltı fark ettim. Seslendim ama cevap alamadım. Tam hizasına geldiğimde yüzüne bakmak için başımı çevirdim ancak pardösünün yakaları arasından bir yüz değil, sadece koyu bir boşluk bana bakıyordu. Dehşet içinde koşmaya başladım. Apartman kapısına ulaşıp kendimi içeri attığımda, o figürün kapının camında bıraktığı tuhaf izi gördüm sanki camı dışarıdan değil, içeriden silmişti.

Dairemin kapısını arkamdan üç kez kilitleyip emniyet sürgüsünü çektim. Karanlık antrede soluklanmaya çalışırken mutfaktan bir ses geldi: Su sesi. Mutfaktaki musluk sonuna kadar açıktı ve lavabonun kenarında, dışarıdaki o pardösüye ait metal bir düğme duruyordu. Masanın üzerindeki notta ise şu yazılıydı: “Kapıyı kilitlemen bir şeyi değiştirmez, çünkü zaten içeridesin.”

Tam o anda antre aynasına baktım. Aynadaki yansımam bana bakmıyordu; o, çoktan arkasını dönmüş, evin koridorunda sessizce yatak odasına doğru yürümeye başlamıştı. O gece anladım ki otobüsten indiğim o sokak aslında benim mahallem değildi; ben, kendi hayatımın karanlık bir kopyasına adım atmıştım.

(Visited 9.223.372.036.854.775.808 times, 1 visits today)