Tehlikeli Mahalle

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve bu huzursuzluğun kaynağını bilmiyordum. Etrafımda birkaç insan ve yoldan geçen birkaç araba vardı; sessizlik hâkimdi ve yalnızca rüzgârın uğultusu duyuluyordu. Kaldırım taşlarından bazıları kırıktı ve ara sıra yürürken valizim bu taşlara takılıyordu.

Yürüdükçe etraf tenhalaştı ve kırık kaldırım taşları arttı. Yürürken gördüğüm evlerden bazıları yıkık döküktü; bu evlerin duvarlarının boyası çıkmıştı, zeminlerinde beton ve mermer parçaları vardı ve bu durum bir zamanlar burada deprem olmuş olabileceğini düşündürüyordu. Yerde bulunan ve üzerlerinde yürüdükçe ses çıkaran sarı yapraklar sonbaharı andırıyordu. Yanlış yola gittiğimi düşünüyordum. Ardından telefonumun şarjı bitti. Telefonumdan baktığım yol tarifini artık göremiyordum.

Tek çarenin geriye dönmek olduğunu düşündüm. Birkaç yıpranmış tabela sayesinde otobüsten yanlış durakta indiğimi anladım, bu benim mahallem değildi ve bu mahallenin adını hemen tanıdım. Bir kitapta okuduğum tehlikeli bir mahalleydi burası ve çok insan gelmezdi bu mahalleye. Aslında deprem olmamıştı, sadece terk edilmişti. Bu yüzden evler yıkık döküktü. Yalnızca birkaç kişi yaşıyordu bu mahallede. Otobüsteki dalgınlığım nedeniyle kendi mahallemdeki durağı kaçırıp bu mahallede inmiştim.

Yanımda, otobüs yolculuğuyla mahalleme gitmeye yetecek kadar para vardı ve bu yüzden şanslıydım. Otobüs durağına doğru koşmaya başladım fakat birkaç dakika sonra yağmur başladı ve elektrikler kesildi. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu ve etraf çok karanlıktı, bu yüzden yola devam etmenin anlamsız olduğunu düşündüm. Terk edilmiş evlerden birinin içine girdim ve el fenerimi yaktım. Bu evin içinde hiç huzurlu hissetmiyordum ve içimde bir korku vardı. Birkaç ses duydum ve bu seslerden korkmaya başladım. Duvar kenarlarına baktığımda fare yuvaları ve birkaç fare gördüm; aynı zamanda yerler tahtakurularıyla doluydu ve bu yüzden hemen dışarı çıktım.

Dışarı çıktığımda elektrikler geri gelmişti. Bu yüzden el fenerime ihtiyaç duymadım ve koşmaya başladım. Fakat hâlâ çok fazla yağmur yağıyordu. Rüzgâr arttı ve bazı tabelalar yerinden koptu. Bana isabet etmedikleri için şanslıydım. Sonunda otobüs durağına ulaştığımda bir dahaki durağın sabah olduğunu öğrendim. Biraz tedirginleştim ve birine saati sordum. Otobüsün kalkma saatine üç saat vardı, yani beklenebilir bir süreydi. Böylece beklemeye başladım.

Otobüsün kalkmasına yaklaşık bir saat kala güneş doğdu ve içimi bir huzur kapladı. Yağmur dindi ve rüzgâr hafif hafif esmeye başladı. Hava ısındı ve montumu çıkardım. Ardından iyi giyimli bir adam geldi ve otobüs yolculuğunun iptal edildiğini söyledi. Bir anda yine bedenimi huzursuzluk kapladı. İleri doğru yürümeye başladım ve sarı bir araba görünce aklıma taksiye binmek geldi. Yakınlarda hiç taksi yoktu, bu yüzden yaklaşık bir saat koştum.

Biraz yorulmuştum fakat o kadar koştuğuma değmişti. Yağmur yağmayınca ve hava soğuk olmayınca çok hızlı koşmuştum. Sonunda yıkık dökük evler ile kırık kaldırım taşları bayağı azaldı, neredeyse bitti. Bir kaldırımda oturup birkaç dakika taksi bekledim. Taksi gelince hemen taksiye bindim. Evime doğru gitmeye başladım. Umarım taksimetre paramdan daha fazla olmaz diye düşünmeye başladım. Yaklaşık yarım saat sonra evimdeydim. Taksimetreyi ödemeye param yetmişti.

Evime geldiğimde çok huzurluydum. Hemen koltuğuma oturdum ve dinlendim, ardından öğlen yemeğimi yedim. Bu yaşadığım macera gerçekten benim için unutulmaz oldu. Mahallemin seslerini, havasını, yollarını çok özlemiştim ve sonunda kavuşmuştum. O günden sonra otobüslerde hiç durağımı kaçırmamaya ve hiç dalgın olmamaya özen gösterdim.

(Visited 2 times, 1 visits today)