Otobüsten indiğimde hava beklediğimden çok daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Kendimi garip hissetmeye başlamıştım; bu duyguları daha önce hiç yaşamamıştım.
Bir süre sonra bir otobüs geldi. İçinde yalnızca huysuz bir şoför vardı. Otobüse bindim, kartımı okuttum ve bir koltuğa oturdum. Kısa bir yolculuktan sonra gitmek istediğim yere ulaştım.
İndiğimde dört kişi etrafımı çevirdi ve benden su istediler. Yanımdaki suyu onlara verdim. Daha sonra yemek yemek için bir yere gittim. Orada bir bardak su rica ettim ama bana “Su kalmadı.” dediler. Bu durum bana oldukça garip geldi.
Yemek siparişi verdim. Et yemeğim yaklaşık bir saat sonra geldi, porsiyonu ise çok küçüktü. Dayanamayıp sordum:
— Bu neden bu kadar küçük?
Cevapları, “Porsiyonlar burada hep böyledir.” oldu.
O anda bir gerçeği fark ettim: Bu adada su çok değerliydi ve kıtlık vardı. Bunun üzerine adaya yardım etmek için elimden geleni yaptım. Zamanla adada değişimler oldu. İnsanlar bilinçlendi, sorunlar azaldı ve herkes daha mutlu hâle geldi.
Adanın bu hâle gelmesi beni de çok mutlu etti.
