Ben küçük, parlak bir bisiklet zilim. Bir pazar sabahı, yeni alınmış kırmızı bir bisikletin gidonuna takıldım. Güneş yeni yeni ortaya çıkıyordu. Parkta kuş sesleri vardı ama en çok duyduğum ses, küçük sahibimin heyecanlı nefesiydi. Sürekli “Düşer miyim?” diye soruyordu. Babası ise sakin bir sesle, “Korkma, ben buradayım.” diyordu.
İlk başta pedallar çok yavaş döndü. Ben hiç çalmadım, çünkü kimseyi korkutmak istemedim. Sonra hızlandılar. Rüzgâr yüzlerine vururken çocuğun gülümsemesini hissettim. Babası arkasından tutuyor gibiydi ama aslında çoktan bırakmıştı. O an çocuk tek başına sürüyordu ama bunun farkında değildi.
Birden denge bozuldu, bisiklet sallandı. İşte o an çaldım. Dırrınn! Sanki “Devam et, başarabilirsin.” demek istedim. Çocuk düşmedi. Pedalları çevirmeye devam etti. Sonunda durduğunda arkasına baktı ve babasının birkaç metre geride olduğunu gördü. Gözleri kocaman açıldı, sonra gülmeye başladı. Babası alkışladı.
O gün defalarca çaldım. Her seferinde sesimde biraz daha cesaret, biraz daha mutluluk vardı. Akşam eve dönerken sessizdim ama içim çok doluydu. Çünkü ben artık sadece bir zil değildim. Ben bir başarının, bir güvenin ve baba ile çocuğun paylaştığı çok özel bir anının sesi olmuştum.
Eğer kaybolursam o gün de kaybolur diye çok korkarım. Bu yüzden beni saklayın. Çünkü bazı sesler, unutulmaması gereken anılardır.
