Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Saatime baktım, aslında bu kadar geç olmaması gerekiyordu ama gün sanki aceleyle bitmişti. Gökyüzü ağır bir griye bürünmüş, bulutlar alçalmıştı. İnsanın omuzlarına çöken bir karanlık vardı. Otobüs uzaklaşırken arkasında bıraktığı gürültü kısa sürede kayboldu ve ben daha önce hiç görmediğim bu yerde sessizliğin ortasında kalakaldım.
Etrafımda birkaç kişi vardı ama kimse kimseye bakmıyor, herkes kendi yoluna dağılıyordu. Durağın yanındaki boş arazi rüzgârla hışırdıyor, uzakta bir köpek havlaması duyuluyordu. Valizimi elime aldım. Nereye gideceğimi tam olarak bilmeden birkaç adım attım.
Sokak lambaları birer birer yanmaya başlamıştı ama ışıkları yeterince güçlü değildi. Her şey yarı aydınlık yarı gölgede kalıyordu. İçimde hafif bir huzursuzluk vardı. Tanıdık olmayan bir yerde olmanın verdiği o belirsiz duygu içimi kaplamıştı. Yine de yürümeye devam ettim çünkü durup beklemek bu karanlıkta daha zor geliyordu.
