Bizden büyüklerin nutuk çekerken özellikle değinmeyi sevdiği ortak bir nokta var: günümüz gençliğinin adaptasyon sürecinde yaşadığı sorunlar. Geçmiş ve şimdi kıyaslaması yaparken aslında en temel noktada kendi içlerinde çeliştiklerini fark etmiyorlar, belki pek umursamadıklarından yahut belki de bilmediklerinden. Hangisi olursa olsun yeni nesil özellikle onlardan diskrimine oluyor; biliyorlar, fark ediyorlar.
21. yüzyılın farklı olacağı biliniyordu. İnsanların hayalini kurdukları büyük devrimlerin, teknolojik farklılaşma ve neticede ‘gelişmelerin’ olacağı zaten apaçık ortadaydı. O zamanın kafasıyla düşünülen başkalaşımlar gerçekleşti gerçekleşmesine ama beklenmedik derecede kısa sürede gerçekleşmişti ki bunlar, insanlar daha ne beklemeleri gerektiğini kestiremez duruma geldiler. Geçtiğimiz yüzyıllarda üretilen yeni aparatlar yahut icat edilen yeni ürünler bir çağ atlatırdı adeta. O yüzden insanlığın tüm odağı bu icatlara çevrilirdi ve herkes adapte olmak için bir zaman tanırdı kendine. İşte burası da işin kritik yanı, o zamanlar dünya bugün olduğu kadar hızlı dönmüyordu.
Önce bir telefon tutuşturuldu ellerine insanlığın, artık tuştan ziyade dokunmatik bir ekranı vardı. Sonra uygulama çeşitleri arttı, sosyal medya ağları ve yepyeni platformlar belirdi ellerindeki kutularda insanların. Yaşanan her şeyi kolayca, minimal düzeyde hareketle takip edebildiğini fark eden insanoğlu kendi beklediğinden hızlı adapte oldu bu yeni düzene. Artık binbir zahmete girip aylarını ve yıllarını spesifik olarak bir gelişmeye ayırmak zorunda değildi. Bu hızlı alışagelmişlik durumu da unutturdu çoğu koşulu; eski teknolojinin zorluklarından başlayarak o kadar abartılı bir şekilde unutturdu ki insana, çoğu daha az önce beğendiği gönderiyi ya da samimi dursun diye saçmaladığı o yorumu siliverdi aklından. Çalışmayan, veriyi işlemeyen ya da bilgiyi tutamayan akıldan da ne olsundu?
Belki de özellikle Z kuşağının bir lanetidir ki bu karmaşık teknolojiler bütünü çoğumuzun ebeveynlerinin öyle bir dönemine denk geldi ki onların hayatlarında, bizzat kendi ebeveynleri tarafından bastırılmış ruhlarını sonunda özgür bırakmak için bir fırsat olarak gördüler bu teknolojileri. Neticede o zaman aklı çevik olan onlardı ve bunu kendi leyhlerinde sonuna kadar kullandılar. Kullanmasına kullandılar ama bir gün kendilerinin de anneleri ve babaları gibi olacağı gerçeğiyle yüzleşmeye hazır değildiler.
Öyle bir gün geldi ki, ebeveynlerinin yaşına gelip boyları kadar çocukları olan ebeveynlerimiz işin döndüğünü anlayamayacak kadar büyüdüler. Böyle de olunca eli ayağına dolaşan ebeveynler olarak -belki de bir noktada üstünlük kurmak adına- bahsettiğim nutuklara sığındılar. Bu nutuklara sığınırken ise yapabilecekleri en büyük kötülüklerden birini yaptıklarını fark etmediler bu genç ruhlara.
Dünya’nın eskisinden daha hızlı dönmesi tabii ki coğrafi bir olay değil, teknolojinin ve üretimin daha hızlı evole olmasıyla alakalı bir kalıp haline gelmiş durumda bu ifade. Bir üretimin, bir yeniliğin ardından adeta nefes almaya zaman tanımadan yenisinin, daha gelişmişinin gelmesi ve özellikle giderek daha da tüketici bir hale gelen toplumun en çok tükettiği sosyal medya içeriklerinde sürekli değişen ve yeni bir akım yaratan ama günaşırı değişen trendler gibi çeşitli faktörler insanın halihazırda jenerasyon aktarımında körelmiş adaptasyon becerilerini daha da kötü bir hale getiriyor.
Öyle bir ilacı ya da tedavisi olmadığı gibi bu adapte olma problemi beraberinde odak ve mantıklı düşünme yetilerini de zehirliyor insanların. Fayda niteliğinde kayda değer pek bir sunduğu olmayan bu problemler gençlerin hayatına değişen hayat koşullarına uyum sağlama ve bu sistemler içinde hayatta kalma yetkinliği konusunda problemler yaratıyor ve günün sonunda eskisinden potansiyel olarak daha zeki ancak bu potansiyellerini ortaya çıkarmakta güçlük yaşan bir nesil çıkıyor karşımıza.
Bu soruna bir noktaya kadar olsa dahi bir çözüm bulmak gerçekten zorlayıcı. Dijital okur yazarlığın çok düşük olduğu bir nesle bir anda dayatmak ya da bu teknolojileri kısıtlamak gibi seçenekler dünya dışı olduğundan ötürü bir anda kimseye bir birikim katmak için çabalamamıza gerek yok. Bu nedenle büyüklerden ziyade gençlere teknolojinin hayatlarına yaptıklarına dair zorunlu ve içe işleyici eğitimler verilmeli. Daha sonraki kuşakların korunması ve şimdiki genç neslin az da olsa bu durumdan kurtulması için devlet organları ve hatta gerekirse bağımsız kurum ve kuruluşlar tam bir yardımda bulunmalı. Bir ülkenin, bir vatanın fertleri bilinçli ve açık göz olacak ki o vatan kurtulsun; bu durum da devletin neden tam destek göstermesi gerektiğini açıklar değerde.
Sonuç olarak hem diretilen hem de içine doğarak maruz kalmak zorunda kaldığımız bu teknolojilerin özellikle de biz gençlerin hayatına olan etkileri malum. Bu etkileri şimdiki nesilde maksimum miktarda elimine etmek ve özellikle de daha da gelişip evrilecek teknolojiye ekspoze olmaktan kurtulma şansı olmayacak gelecek nesillere daha iyi bir süreç tanıyabilmek için etkiler ve çözümler hakkında devletin ya da kurum ve kuruluşların ellerinden çıkacak eğitimler, bilgilendirici sempozyumlar gibi çeşitli kaynaklara başvurulmalı; geleceğimiz güvenilir ellere emanet edilmelidir.
