Gelecek Kaygısı

Günümüz gençlerinin en büyük sorunlarından biri, globalleşmenin ve dijitalleşmenin getirdiği devasa gelecek kaygısıdır. Dünya, teknolojik gelişmeler, özellikle de yapay zekânın hızlanmasıyla, tahmin edilemez bir şekilde değişiyor. Bu hızlı değişim, biz gençleri doğrudan etkiliyor ve gelecekte hangi mesleklerin kalacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Daha 9. sınıfta olmamıza rağmen bile “İleride ne olacağım?” ya da “İş bulabilecek miyim?” gibi somut sorular aklımıza geliyor. Sürekli bir şeylere yetişmemiz, kendimizi sürekli geliştirmemiz gerekiyormuş gibi hissetmek, üzerimizde dayanılmaz bir baskı oluşturuyor. Bu baskı, sadece akademik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir yük haline geliyor.

Bu kaygının en önemli ve belki de en sinsi nedenlerinden biri sosyal medyanın yarattığı sürekli karşılaştırma kültürüdür. Instagram ve TikTok gibi platformlarda gördüğümüz hayatlar, genellikle filtrelenmiş, cilalanmış ve gerçeklikten uzak bir “mükemmellik illüzyonudur.” Herkes başarılı, mutlu, sürekli seyahat eden ve sorunsuz bir hayat yaşıyormuş gibi paylaşımlar yapıyor. Bu durum, ister istemez kendimizi bu ulaşılmaz standartlarla karşılaştırmamıza yol açıyor. Kendi başarılarımızı küçük görmeye, çabalarımızın yetersiz kaldığını düşünmeye başlıyoruz. Sosyal medyada gördüğümüz bu ‘başarı yarışı’, bizde sürekli bir Fırsatları Kaçırma Korkusu yaratıyor ve bu da kaygımızı katbekat artırıyor. Oysa biliyoruz ki, bu paylaşımların çoğu gerçeğin tamamını yansıtmıyor; ancak yine de zihinsel sağlığımızı olumsuz etkiliyor.

Bir diğer kritik ve sistemik neden ise eğitim sisteminin yapısı ve ekonomik belirsizliktir. Okullarda genellikle sınavlar, ezberler, notlar ve akademik başarı çok ön plandadır. Başarının sadece yüksek not almakla ölçülmesi, öğrenciler üzerinde muazzam bir ekstra baskı yaratıyor. Oysa değişen dünyada asıl ihtiyacımız olan, eleştirel düşünme, yaratıcılık ve adaptasyon gibi becerilerdir. Sadece ders notlarının gelecekteki karmaşık sorunları çözmek için yeterli olmayacağını hepimiz hissediyoruz. Ayrıca, mezun olduktan sonra bizi bekleyen ekonomik zorluklar da endişelerimizi derinleştiriyor. Yüksek enflasyon, iş bulma zorluğu, ev sahibi olma hayalinin giderek imkansızlaşması gibi somut ekonomik sorunlar, gençlerin geleceğe dair umutlarını kırıyor. Birçok genç, ebeveynlerimizin gençliğine göre daha az güvenceli ve daha zor bir gelecekle yüzleşeceğini düşünüyor.

Bu derin kaygı ve baskı sorunlarıyla başa çıkabilmek için bence öncelikle esnek olmayı ve sürekli öğrenmeyi temel bir yaşam becerisi olarak benimsemeliyiz. Tek bir mesleğe sıkı sıkıya bağlı kalmak yerine, farklı alanlarda kendimizi geliştirmeye, disiplinler arası beceriler edinmeye çalışmalıyız. Değişime açık olmak, yeni teknolojileri anlamak ve adaptasyon yeteneğimizi artırmak, gelecekteki belirsizliği yönetmemize yardımcı olacaktır. Bunun yanında, mental sağlığımıza öncelik vermemiz hayati önem taşıyor. Her zaman başarılı olmak mümkün değildir ve bu gayet normaldir. Hata yapmak, denemek ve bazen başarısız olmak, öğrenmenin ve büyümenin kaçınılmaz bir parçasıdır. Mükemmeliyetçilikten uzaklaşıp, kendimize daha anlayışlı davranırsak ve üzerimizdeki baskıyı biraz azaltırsak, geleceğe daha umutlu ve daha güçlü bakabiliriz. Unutmamalıyız ki, en büyük başarı, bu zorlu koşullar altında bile sağlıklı kalabilmek ve kendi yolumuzu bulabilmektir.

(Visited 1 times, 1 visits today)