
Ben, gözleri kocaman, rengarenk ve ufak bir peluş oyuncağım. Dümdüz. Diğer peluşlardan ayrılan çok bi özelliğim yok. Yine sıradan bir tatil dönüşü yurt dışından geldim. Uçağın altındaki bavulda, kıyafetlerin arasına sıkıştırılmıştım. Havalimanının o gürültüsü ve kargaşası dikişlerime kadar işlemişti. Ama asıl sıcaklığı, beni gördüğünde yüzünde ufak bir tebessüm beliren çocuğun ellerindeyken hissettim. Rafların arasından beni seçtiğinde duraksadı ve. “Buna bayılacak!” dedi kendi kendine. Ve ben, işte o cümleyle adeta nefes almaya başladım.
Kıza verildiğim günü hatırlıyorum. Sarıya kaçan saçları ve kahverengi gözleri vardı. Ve çocuğa bakan o gözlerde de tek bir duygu. Aşk. Paket açılırken çıkan o yırtılma sesi, kızın o heyecanı ve gözlerindeki o parlaklık… Beni kucağına aldığı anda ben artık basit bir peluş değildim. Onun her şeyiydim. İlk geceyi birlikte geçirdik. Beni göğsüne bastırdı, sanki olan birinin yerini doldurmamı ister gibi. Ben de doldurdum. Saatlerce, günlerce hatta aylarca..
Mutlu olduğunda bana sarılırdı, ağladığında yüzünü bana gömerdi. Telefonda çocukla konuşurken beni omzuna sıkıştırırdı. Gelen mesajlar geciktiğinde veya cevap gelmediğinde, ilk bana bakardı. “Şimdi işi vardır, yazar birazdan, değil mi?” derdi. Ben sessiz kalırdım. Peluşlar bazı şeyleri bilir ama söylemez.
Gün geçtikçe o neşeli ses tonu kayboldu. Telefonda konuşmalar kısaldı. Gülüşler azaldı. Beni hâlâ seviyordu ama sarılışları çok daha umutsuzdu. Bir şeyi kaybetmeden önce insan daha sıkı sarılır. Ben bunu zaten biliyordum. Ama sanırım öğrenmesi gereken birisi daha vardı.
Ve işte o gece… O geceyi unutamam. Oda zifiri karanlıktı, sadece telefonun ekranı yanıyordu. Birkaç dakikalık bir beklemenin sonunda bi mesaj geldi. 2-3 cümle bir şeydi, uzun değildi. Ama çok ağırdı. Beni iki eliyle tuttu. Elleri buz gibiydi ve titriyordu. Okudu, bir daha okudu sonra bir daha, bir daha.. Buraya geldiğimden beri bu odayı ilk defa böyle sessiz görmüştüm. Beni o kadar sıkı tuttu ki dikişlerim gerildi. O an anladım, sanırım artık çocuk yoktu. Sadece ben vardım. Ondan kalan tek değil ama en değerli hatıra.
Günler geçti, telefonuna artık ne bir mesaj ne de bir arama düşüyordu. O, beni hep aynı şekilde tuttu. Ama artık her sarılışta ben ona o geceyi hatırlatıyordum. Telefon ışığını. Titreyen elleri. Okunan o son cümleyi. Ben onun tesellisiydim ama aynı zamanda acısıydım.
Şimdi yatağının başucundayım. Hala benimle konuşuyor ama eskisi gibi değil. O heyecan, o mutluluk yok artık cümlelerinde. Bazen beni alıyor, sonra geri bırakıyor. Çünkü biliyor ki bana her sarılışında o gece aklına geliyor. Beni atmıyor. Kıyamaz da zaten. Çünkü ben sadece bir peluş değilim. Şu an renklerim ne kadar solmuş olsa da, tüylerimin rengi artık tozdan tanınamaz hale gelse de, ben sevildiğine inandığı zamanların kanıtıyım. Ve aynı zamanda, birinin gitmeyi seçtiği gecenin sessiz tanığıyım.
