Karanlıktan Süzülen Aydınlık

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve aniden sokağın sonuna hızlı bir bakış attım. Her gün geçtiğim o ıssız sokak, bu soğuk kış gecesinde beni daha da çok ürpertti.  Sokak oldukça dardı ve kasvetli havası da insanın içini daraltıyordu.

Sokağın sonundaki lambaya dikkatle baktığımda altında bir silüet olduğunu gördüm. Garipti, bu saatte sokakta genelde kimse olmazdı. Zaten kış olduğu için hava erkenden kararıyor, insanlar evlerine dağılıyordu.

Küçük adımlarla sokağın sonuna doğru yürümeye başladım. Siluet olduğu yerde durmaya devam ediyordu. Korktum. Daha fazla ilerlemek istemedim. Lakin eve gitmem için oradan geçmem şarttı. Apartmanın rutubetten dökülmeye yüz tutmuş duvarına sürtünerek olabildiğince siluetten uzak yürümeye çalıştım. Nevarki sokak o kadar dardı ki diğer apartman arasında bir kol mesafesi bile yoktu. Sokak lambasına yaklaştığımda siluetin yüzünü nihayet gördüm. Genç bir kıza benziyordu, benden yaşça biraz küçüktü. Sarı saçları alnına dökülmüş, dudakları soğuktan morarmıştı.  Ellerini ise yumruk yapmış, soğuktan korumak için beyaz mantosunun içine sokmuştu. Yanına geldiğimde sıcak bir gülümsemeyle “Merhaba, hava çok soğuk, bu saatte neden dışarıdasın?” diye sordum.

Kız başını yavaşça bana doğru çevirdi. Siyah gözleri gözlerim ile kesişince içime bir ürperme geldi. Nedenini bilmiyordum ama sanki bu siyah gözler ile daha önce de karşılaşmıştım.

Kız titreyen bir sesle ” Birini bekliyorum.” diye cevap verdi. Şaşırdım. Bu saatte kim bekletiyordu bu kızcağızı?

“Kimi bekliyorsun bu saatte?”

Kız bu sefer ağlamaklı bir sesle ” Ablamı…” dedi. “Ablamı bekliyorum. Ama yüzünü hatırlayamıyorum. Onu tanıyamamaktan çok korkuyorum. Onu… Onu yıllardır görmedim. Komşular her akşam buradan eve gittiğini söylediler. Ama daha gelmedi.”

Şaşkınlık içinde, gözlerim kızın ellerine kaydı. Yumruk yaptığı elinde küçük bir fotoğraf tutuyordu. Fotoğraftaki iki küçük kızdan birini görmem bacaklarımın bağının çözülmesine yetti.

“Doğa? Doğa sen misin?”

Titreyen ellerimi kızın yüzüne koydum. Kızın da dudakları titriyordu. Gözleri dolmuştu. İkimiz de ağlamaklı bir şekilde yere çöktük. Bir ben ona bakıyordum, bir o bana bakıyordu. Kız hıçkırıklarının arasından “Ablam!” diye bağırdı. “Benim canım ablam!”

 

(Visited 2 times, 1 visits today)