Bir sabah uyandığımda, dünyadaki herkesin yalnızca tek bir duyguyu eskisinden çok daha yoğun hissettiğini fark ettim: kaygı. Sokakta yürürken insanların adımlarının hızlandığını, yüzlerinde hep aynı gergin ifadenin olduğunu görüyordum. Normalde güler yüzlü olan insanlar bile gözlerini kaçırıyor, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Okulda öğretmenler daha sabırsızdı, öğrenciler ise en küçük hatada bile paniğe kapılıyordu. Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyordu, herkes kendi içindeki kaygıyla meşguldü.
Ben de bu durumdan etkilendim. Daha önce kolayca yaptığım şeyler bana zor gelmeye başladı. Yanlış yapma korkusu, denemekten bile alıkoyuyordu ancak bir süre sonra fark ettim ki bu duyguyla baş etmenin tek yolu durup nefes almaktı. Kaygının beni yönetmesine izin vermemeliydim. Küçük şeylerden mutlu olmaya, anın içinde kalmaya çalıştım. Zamanla çevremdeki bazı insanlar da beni örnek aldı. Belki de herkesin aynı duyguyu hissettiği bir dünyada, onu nasıl yöneteceğimizi öğrenmek en büyük ders olacaktı.
