Herkesin bir duyusunun baskın olduğu bir gün düşünün, işte o gün tam olarak böyle bir gündü. Teker teker herkesin baskın olan duyusu açıklanıyor ve insanlar buna göre gruplara ayrılıyordu. Benim baskın duyum ise çok iyi görmeydi. Dokuların üzerindeki en küçük detayları bile görebiliyordum ancak bu duyunun bir özelliği daha vardı. İnsanları çok net görebildiğim için ne söylediklerini dudak hareketlerinden okuyabiliyordum.
Sonra en yakın arkadaşımın yanına gittim. Tam yanlarına yaklaşırken başka bir arkadaşımıza benim dedikodumu yaptığını fark ettim. Hemen yanlarına gidip benim hakkımda ne konuştuklarını sordum. Bana “Ne alaka?” dediler. Ben de “Biliyorum benim hakkımda konuştuğunuzu.” deyip yanlarından ayrıldım.
Daha sonra sınıfa gittim ve bir anda ağlamaya başladım. Bütün sınıf arkadaşlarım yanıma geldi, ne olduğunu sormaya başladılar. İlk başta anlatmak istemedim ama sonra içimi dökmenin daha mantıklı olduğunu düşündüm. Hislerimi anlatırken kendimi daha da kötü hissetmeye başladım ve “Neyse” diyerek konuyu kapattım.
Bir süre sonra o iki arkadaşım yanıma gelip benden özür diledi ancak ben yüzlerindeki kıskançlığı görebiliyordum. Bu arkadaşlık kaybının hayatımı değiştireceğinden emindim fakat işler düşündüğüm gibi gitmedi. Ertesi gün, olayı anlattığım diğer arkadaşlarımla bir kafeye gidip tatlı yedik. O kadar eğlendim ki meğer küs olduğum arkadaşlarıma çok fazla ilgi gösterip bana iyi davranan arkadaşlarımı fark etmemişim.
Artık sadece benimle küs olan arkadaşlarımla değil, yeni edindiğim arkadaşlarımla daha çok vakit geçiriyordum. Bu olay hayatımı o kadar etkiledi ki çok mutlu oldum. Bir duyunun baskın olması hayatımı düzeltmişti; ancak bu durum sadece bir günlüktü.
