Otobüsten indiğimde hava beklediğimden karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve ardından bir fırtına ortaya çıktı. Önce “Normal bir fırtınadır.” deyip geçtim ama birkaç dakika sonra bunun sıradan bir fırtına olmadığını anladım. Kendimi fırtınanın içinde bulmuştum.
Fırtınanın içinden düşerken herkes gördü ve “Mahmut düşüyor!” diye bağırdı. Aşağıya doğru düştükçe gözlerim yavaşça kapanmaya başladı. Uyandığımda etrafımda hiçbir şey yoktu, sadece karanlığın içinde oturuyordum. Karanlığın ilerisinde küçük bir beyazlık gördüm. O beyazlığa doğru giderken arkamdan bir ses geldi:
“Oraya gidemezsin.”
Neden gidemediğimi düşündüm ama sebebini anlayamadım. Sormaya çalıştım. Neden gidemediğimi sordum fakat cevap gelmedi. Merak ettim. Acaba orada ne vardı da gidemiyordum? “YETER!” diye bağırdıktan sonra, bağırarak neden oraya gidemediğimi sormaya devam ederken arkamda bir figür hissettim. Figür “Sessiz olman gerekiyor.” dedi ve gözlerim yavaşça kapandı.
Uyandığımda yine fırtınanın olduğu yerdeydim. Bu sefer fırtına yoktu ama gökyüzü simsiyahtı ve kafalar yağıyordu. Bir kafa kafama düştü ve beni yemeye çalıştı. Herkes birer birer yenilip öldükten sonra geriye bir tek ben, yani Mahmut, kalmıştı. Bütün kafalar beni yemeye gelirken korkuyla yatağımdan kalktım ve bunun bir rüya olduğunu fark ettim.
