Dokunarak Anlamak

Gözlerimi açtığım o sabah, dünyanın dokusunun değiştiğini fark ettim. Daha yataktan kalkmadan, yorganın üzerimdeki ağırlığı, pamuğun her bir lifinin izini bırakır gibiydi tenimde. Bu, sadece bana olan bir şey değildi. Haberlerde, her insanda farklı bir duyunun öne çıktığını söylüyorlardı. Kimileri görmenin, kimileri işitmenin sınırlarını zorluyordu. Benim payıma ise dokunmak düşmüştü. Her şey, en ince ayrıntısına kadar, derimin üzerinde bir dil gibi konuşmaya başladı.

Bu keskinlik, ilk anlarda dayanılmaz bir yük oldu. Şehre adım attığımda, sadece fiziksel temasları değil, temasın niyetini bile hisseder hale gelmiştim. Kalabalıkta bir omuza çarpmak, o yabancının iç dünyasına dair bir parçayı ;belki gizli bir öfkeyi, belki derin bir üzüntüyü; anbean bana aktarıyordu. Eskiden sadece bir gürültü olan şehir uğultusu, artık bedenimde titreşimlere dönüşüyordu; otobüsün motorunun yaydığı düşük frekanslı sarsıntı, uzaktaki bir inşaatın vurucu ritmi, cildimde birer basınç dalgası olarak kayıt altına alınıyordu. Bu, sesleri duymak değil, onların fiziksel enerjisini içermek gibiydi.

Ancak bu kaosun içinde, yepyeni bir sessizliğin kapısı aralandı. Bir kafede, sevdiğim insanın karşısına oturdum. Onun görme duyusu muazzam keskinleşmişti, göz bebekleri en küçük ışık oyununu yakalıyordu. Ben ise fincanına uzanan elinin, seramiğe değdiği anda hafifçe titrediğini hissedebiliyordum. Konuşmaya gerek kalmadan, endişesini avucumun içindeki terden anladım. Cevap olarak, elimi onunkinin üzerine koydum. İşte o an, her şey değişti. Dokunmak, artık bir bilgi aktarımı değil, saf bir paylaşım haline geldi. Parmak uçlarımla ilettiğim “Buradayım” hissi, binlerce kelimeden daha güçlüydü.

Zamanla toplum da bu yeni gerçekliğe uyum sağladı. İnsanlar, birbirlerinin baskın duyularına saygı duymayı öğrendi. Dokunma duyusu güçlenmiş biri olarak, benim için özel olarak yumuşak, doğal kumaşlardan yapılmış giysiler üretildi. Görme duyusu güçlenen bir mimar, ışığın dansını gözeterek binalar tasarlarken, işitme duyusu öne çıkan bir müzisyen, artık yalnızca notaları değil, seslerin dokularını da besteliyordu.

En büyük değişim ise içimde oldu. Bir ağaca sarıldığımda, sadece kabuğun sertliğini değil, içindeki suyun yukarı doğru olan o sabırlı ve güçlü yolculuğunun titreşimlerini de algılıyordum. Bir bebeğin yanağına dokunduğumda, yalnızca ipeksi yumuşaklığı değil, o küçük kalbin hayata attığı inanılmaz taze atışları da duyumsuyordum. Dünya, katı ve ayrı nesnelerden oluşan bir yer olmaktan çıktı; her şeyin birbiriyle titreşimsel bir bağ içinde olduğu, canlı bir dokuma halıya dönüştü.

(Visited 47 times, 1 visits today)