Unutmak mı daha insanca, hatırlamak mı sorusu ilk bakışta çok basit gibi görünse de aslında insanın varoluşuna kadar uzanan oldukça derin bir meseledir. Aynı zamanda bireyin kimliğini oluşturan, duygularını şekillendiren ve kararlarını etkileyen canlı bir yapıdır, İnsan belleği yalnızca yaşanan olayların depolandĿğı bir alan değildir. Insan yaşamında birbirini tamamlayan süreçlerdir diyebiliriz, ne kadar hatırlamak ve unutmak birbirine karşıt kavramlar gibi görünse bile.
Hatırlamak çoğu zaman insan olmanın en önemli göstergelerinden biri kabul edilir zira insan geçmişi sayesinde kendini tanır. Yaşanmış deneyimler bireyin karakterini oluşturur, düşünce biçimini geliştirir ve geleceğe dair bakış açısını belirler. Mesela geçmişte yapılan hataları hatırlamak insanın aynı yanlışları tekrar etmesini engelleyebilir. Bu durum sadece bireysel gelişim açısından değil duygusal gelişim açısından da önemlidir. İnsanlar sevdikleri kişilerle yaşadıkları güzel anıları hatırladıkça kendilerini daha güçlü hisseder, bazen eski bir fotoğraf ya da duyulan bir koku bile insanı yıllar öncesine götürebilir ve bu oldukça insani bir durumdur. Ayrıca hatırlamak toplumsal açıdan da büyük bir rol oynar çünkü toplumlar tarihlerini hatırlayarak ortak bir kimlik oluştururlar. Savaşlar, felaketler veya toplumsal mücadeleler unutulursa toplumlar geçmişten ders çıkaramaz ve benzer hataları yeniden yapabilir bu da insanlık açısından oldukça riskli bir durum yaratır.
Buna rağmen unutmanın da küçümsenmemesi gereken bir yönü vardır çünkü insan zihni her anıyı aynı yoğunlukta taşımaya uygun değildir. Hayatın içinde travmalar ve derin üzüntüler bulunabilir ve bu olayları sürekli hatırlamak bireyin psikolojik sağlığını ciddi şekilde zorlayabilir. Mesela çok sevilen bir insanın kaybı ilk zamanlarda dayanılması çok zor bir acı yaratabilir fakat zamanla bu acının hafiflemesi insanın yaşamına devam edebilmesi için gereklidir. Burada unutmak tamamen yok etmek anlamına gelmez, daha çok acının etkisinin azalması anlamına gelir ve bu aslında insan zihninin kendini koruma yöntemlerinden biridir. Toplumsal açıdan bakıldığında da bazı olayların sürekli hatırlanması toplumlar arasında bitmeyen öfkelere ve çatışmalara yol açabilir bazen geçmişi tamamen silmek değil ama onun yüküyle yaşamayı öğrenmek daha sağlıklı olabilir.
Yine de unutmanın aşırıya kaçması tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Eğer bireyler ya da toplumlar geçmişte yaşanan önemli olayları tamamen göz ardı ederse aynı hataların tekrar edilmesi kaçınılmaz hale gelebilir. Tarihte yaşanan birçok trajedi aslında unutmanın veya geçmişten ders çıkaramamanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle sadece hatırlamayı yüceltmek ya da sadece unutmayı savunmak eksik bir bakış açısı olur.
Sonuç olarak bana göre insan belleğinin en insani yönü hatırlamak ve unutmak arasında denge kurabilmesidir. İnsan geçmişini tamamen geride bırakmadan ama onun ağırlığı altında da ezilmeden yaşamayı öğrenmelidir. Belki de insanı gerçekten insan yapan şey tam olarak budur, bazı anıları sıkıca tutarken bazılarını yavaşça serbest bırakabilmek… bu denge kurulduğunda insan hem kendisiyle hem de toplumla daha sağlıklı bir ilişki kurabilir gibi geliyor.
