Babamın işi sebebiyle farklı bir şehre taşınmıştık. Yeni okuluma gidiyordum ki insanların farklı renklere büründüğünü gördüm. Bir süre sonra insanların duygularını renklerle görebildiğimi fark ettim.
Renklerin, duyguların üzerindeki etkisini şöyle keşfettim. Tartışan arkadaşlarım kırmızı, üzülen arkadaşlarım mavi, mutlu arkadaşlarım sarı, bir olaydan sonra utanan arkadaşım pembe, tiksinen arkadaşım yeşil, sıkılmış arkadaşım mor, heyecanlı arkadaşım turuncu, kıskanç arkadaşım ise kahverengiydi.
Kendim renklere bürünmek istemiyordum, karşı taraftakilerin duygularımı anlamasını da istemiyordum. Sonra bir anda rengim siyah oldu. O zaman anladım ki korku da siyahtı. Okulda ilk dersimiz sosyal dersiydi. Sosyal öğretmeni girince herkes mor olmuştu, benim dışımda. Daha ders anlatılmadan herkes sıkılmıştı. Sosyal öğretmeni kırmızı olmuştu. Bana baktı ve rengi sarı oldu. Ben de sevinmiştim ve hemen sarıya döndüm.
Arkadaşlarım bana bakıyordu ve şaşkındılar. Nedenini teneffüste arkadaşlarıma sordum. Onlar da dersin çok sıkıcı olduğunu ve onun dersinde hiç mutlu olan görmediklerini, bu yüzden şaşırdıklarını söylediler. Arkadaşlarımın duyguları, benim insanları daha iyi anlamama yardım ediyordu.
Şimdiki ders ise fen bilimleriydi. Bazıları siyaha, bazıları ise kırmızıya bürünmüştü. “Bugün sınav yapacağım, hazırlandınız mı?” dedi. Herkesten “Evet!” sesleri geldi. O zaman “Niye korkuyorsunuz?” deyince herkes ne diyeceğini bilemedi ve ben söz aldım, ayağa kalktım. Arkama baktığımda “Konuşma!” “Otur!” “Yandın sen!” gibi şeyler duydum. Hocaya sordum: “Hocam, ben sınav olacağını bilmiyordum çünkü yeni öğrenciyim, dün geldim,” dedim. Fen öğretmeni de “O zaman sınavı sonraki hafta yapayım.” dedi. Bir anda herkes sarıya döndü.
Günün sonunda eve gittiğimde babama olanları anlattım. O da dedi ki “Bence birinin duygularını görebilmek çok güzel bir şey ama sadece buralılar görebilir. O yüzden ben göremiyorum ama sen görebilirsin çünkü burada doğdun.” Çok sevindim, özel biri gibi hissettim. Ayrıca nerede doğduğumu öğrenmiş oldum.
