Beklenmedik Karşılaşma

Güneşin bile daha doğmadığı soğuk bir aralık günüydü. Okula yetişmek için her sabah 6’da kalkıyordu Alp. Okulu 8.15’te başlamasına rağmen 1 saatlik yol gitmesi ve aynı zamanda kahvaltısını da yapması gerektiğinden dolayı 2 saat önceden kalkıyordu. Bu rutinden her ne kadar nefret etse de evinin yakınlarındaki hiçbir okulun aynı eğitimi veremeyeceğinin de farkındaydı. O gün de diğer günlerde olduğu gibi kahvaltısını yapıp evden çıktı, servise bindi. Yoldaki arabaların korna sesleri arasında zor da olsa aramaya çalıştı. Sonunda servisin indirdiği yere vardı. Servisten indi, onu okuluna götürecek aracı beklemeye başladı. Ara sıra yaptığı gibi ortaokuldaki anılarını düşünüyordu, oradaki arkadaşlarını, öğretmenlerini ve daha nice yaşadığı şeyleri. Bazı şeyleri unutsa bile asla unutmayacağı, her zaman kalbinin bir köşesinde taşıyacağı biri vardı. Onunla hala görüşüyorlardı. Okullarının arası 10 dakika olmasına rağmen ayakları izin verse de kalbi izin vermiyordu oraya gitmeye. Ara sıra okuldan çıkınca onun kendi okuluna yakın bir alışveriş merkezine geldiğini biliyordu, karşılaşma ihtimali de vardı yani. Fakat bunu istiyor muydu, ondan emin değildi.

Onu okuluna götürecek araç geldi, okula vardığında saat 7.30’du, dersin başlamasına daha yarım saat vardı. Zaman öldürmek için telefonunu açtı ve oyun oynamaya başladı. Yavaş yavaş sınıf arkadaşları gelmeye başlayınca telefonlarını bıraktılar ve yarı uyanık bir şekilde ilk derslerine girdiler. Anlatılanlardan kimse bir şey anlamıyordu. Sınıfın yarısı uyuyor, birkaç kişi kendi aralarında sohbet ediyor, kalanlar da ayıp olmasın diye tahtaya bakıyorlardı. O dersin öğretmeninin de durumu pek farklı değildi. Adeta bir işkence gibi geçen -işkenceden daha ağır olduğunu düşünenlerde yok değildi- 40 dakikadan sonra az da olsa uykusu açılmış bir şekilde arkadaşının sınıfına gitti. Gittiğinde ise hiç beklemediği bir manzarayla karşılaştı: Herkes ders çalışıyordu! Şakayla karışık bir tavırla “N’oldu sürpriz sınav mı var, ne bu telaş?” diye sordu. “Sürpriz olmasa da sınav var. Senin haberin yok mu?” denilince başından aşağı kaynar sular döküldü. Korkarak öğretmen masasında duran takvime baktı. Bugün sınav olduğu tamamen aklından çıkmıştı! Bir fırtına misali kendi sınıfına gitti, teneffüsten kalan 8 dakikada aklına takılan konulara baktı. Sınav başladı, zamanın nasıl geçtiğini fark etmedi ama yine de sınavı yetiştirdi hatta süresini artırdı. Sınavdan çıkınca büyük bir rahatlamışlık hissiyle “Bugün kendimle gurur duyuyorum” diye içinden geçirdi. Günün kalanı umrunda değildi, zamanın nasıl geçtiğini de anlamadı zaten. Sabah olduğu gibi araçla servisi onu indirdiği yere gitti ve beklemeye başladı. Durduğu yerde kimse olmamasına rağmen yakındaki bir ortaokulun çıkış saati olduğu için o taraf çocuklarını almaya gelmiş anne babalarla doluydu. Yine kendi ortaokul anıları aklına geldi. Ne zaman aklından çıkıştı ki zaten. Gözlerini okula dikmiş düşünüyordu, derken koluna birinin dokunduğunu hissetti, arkasını dödü ve onu gördü. Her zamanki güzelliğiyle düşüncelerinde değil, gerçekten karşısındaydı. Arkadaşça elini uzattı, “Buralara çok gelmezdin, hayırdır inşallah.” dedi gülerek. Karşısındakinin yüzünde güller açtı, kendine uzatılan eli tutup birazcık da yakınlaşarak, “Ben hep buradaydım, asıl görmeyen sensin bence.” dedi. Aralarında bir adımlık bile boşluk kalmamıştı, birbirlerinin nefeslerini yüzlerinde hissediyorlardı. Zaman adeta durmuş gibiydi, ikisinin de kalbi küt küt çarpıyordu, ilk sözü kimin söyleyeceğini bekliyorlardı. Etraflarındaki kalabalığın kendilerini izlediklerinden habersiz, “Seni hep sevmiştim, seni görmeme gibi bir ihtimal yok bence.” diye cevap verdi fısıldayarak. Der demez yağmur bastırdı, hem de güneş hala tepedeyken. Alp’in karşısındaki cevap vermeye gerek duymamış olacak ki sadece gözleriyle bakıştılar. Etraftaki insanlar onları izlemeye başlamışlardı. Kız, Alp’e daha da yaklaştı, “Etraftakiler bizi izliyor, yağmur yağıyor, emin misin?” diye sordu. Nazik bir tonla, “Yağmur yağarken, insanlar izlerken olması gerekmez mi zaten, kendi başımızayken ne anlamı var? Herkes görsün, ne olacak ki?” dedi. Başları birbirlerine yaklaştı, sonrası sanki bulutların üzerinde süzülmek gibiydi.

Yıllar geçti, en az 2 haftada bir birbirlerini ziyarete geldiler, artık Alp için hayat daha güzeldi. Derslerindeki başarısı da artmaya başladı. Liseden mezun oldular, yurt dışında aynı üniversiteyi kazanıp bitirdiler. Mezun olduktan 1 yıl sonra da nişanlandılar sonra da evlendiler. 2 çocuklu mutlu bir aileleri oldu, bu anıları da torunlarına anlatacakları bir hikaye.

(Visited 2 times, 1 visits today)