Renklerin Konuştuğu Şehir

Ben çok farklı bir şehirde yaşıyorum. Bu, bildiğimiz sıradan şehirlerden biri değil. Bu şehirde her duygunun bir rengi var. Örneğin kırmızı öfkeyi, yeşil tiksinmeyi, mavi üzüntüyü, mor korkuyu, sarı ise mutluluğu temsil ediyor.

Bu şehirde insanlar doğrudan o renge dönüşmüyor. Ancak hangi duyguyu hissediyorlarsa, dokundukları her şey o renge bürünüyor. Duygu geçene kadar da bu renk değişmiyor. Böylece herkes birbirinin ne hissettiğini kolayca anlayabiliyor.

Bu durumun bazı olumsuz yönleri de var. Örneğin, sofradasınız ve önünüzde sevmediğiniz bir yemek var. Eğer o yemeği yapan kişi karşınızda oturuyorsa, çatal ya da kaşığa dokunduğunuz anda onların yeşile dönüştüğünü görür. Bu da onun, yemeği beğenmediğinizi anlamasına ve üzülmesine neden olabilir.

Ayrıca insanlar bazen aynı anda birden fazla duygu yaşayabilir. Böyle durumlarda renkler birbirine karışıp yeni bir renk oluşturmaz. Bunun yerine, her duygu kendi rengini ayrı ayrı gösterir. Böylece hangi duyguların yaşandığı daha net anlaşılır. Eğer renkler tamamen karışsaydı, hangi duygunun hissedildiği belli olmazdı.

Bir başka olumsuz durum da şudur: Diyelim ki haber izlerken bir konuşmaya sinirlendiniz. Elinizdeki kâğıtlar bir anda kırmızıya döner. Bunu fark ettiğinizde daha da üzülüp bu kez mavi renge dönüşebilir. Yani duygular bazen birbirini tetikleyebilir.

Ancak bu şehrin güzel yönleri de vardır. Örneğin evde çok mutlu olduğunuzda dokunduğunuz eşyalar sarıya döner. Aileniz bunu görür ve sizin mutlu olduğunuzu anlayarak daha da sevinir. Eğer üzgün ya da sinirliyseniz, bunu fark eden kişiler sizi neşelendirmeye ve destek olmaya çalışır.

Kısacası, böyle bir şehirde yaşamanın hem iyi hem de zor yanları vardır. Duyguların görünür olması insanları daha anlayışlı yapabilir; fakat bazen istemeden başkalarını üzmeye de sebep olabilir.

(Visited 2 times, 1 visits today)