Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Tam o sırada önümden, şehir hayvanat bahçesinin logosunu taşıyan bir konvoy geçti ancak araçlardan biri hayvanların güvenliğini sağlayamadı ve durmak zorunda kaldı. Diğer araçlar da durdu, içindekiler yardıma koştu.
Bu sırada araçlardan birinin yük kapısı açıldı ve içinden bir çita indi. Şaşkın ve korkmuş görünüyordu. Bir anda hızla koşmaya, daha doğrusu kaçmaya başladı. İnsanlar ne olduğunu anlayamadı. Oluşan kargaşadan yararlanan diğer hayvanlar da kasalarından çıkıp kaçmaya başladılar.
Filler ayaklarını yere vuruyor, sanki yapay bir deprem yaratıyorlardı. Zebralar sürü hâlinde tek bir yöne doğru koşuyordu. En masum görünenler ise zürafalardı, uzun boylarıyla şehirdeki kısa ağaçların yapraklarına ulaşmaya çalışıyorlardı. Ben ve birkaç kişi olan biteni şaşkınlıkla izliyorduk. Kimileri fotoğraf ve video çekiyor, kimileri ise panik içinde yardım istiyordu.
Sonunda hayvanlar tamamen dağıldı. Çok üzülmüştüm çünkü şehirde nereye gideceklerini bilmeden doğaya ulaşmaya çalışıyorlardı. Üzgün bir şekilde eve dönerken kendi kendime “Umarım böyle bir olay bir daha hiçbir canlının başına gelmez.” dedim.
