Duyguların renklerle görülebildiği bir şehirde yaşadığımı hayal ediyorum. Bu şehirde kimse “Neyin var?” diye sormaz çünkü herkesin kalbi gözle görülür. Sabah perdeyi araladığımda sadece güneşin ışığını değil insanların umut dolu sarı tonlarını da görürüm. Sokaklar sıradan değildir, adeta yürüyen bir gökkuşağı gibidir.
Okula giderken otobüste insanların renklerini izlerim. Bir köşede oturan kadının etrafında soluk bir mavi dolaşır, belli ki biraz üzgündür. Yanında duran küçük bir çocuğun parlak turuncu heyecanı ise içimi ısıtır. Parktan geçerken iki arkadaşın tartıştığını görürüm. Birinin çevresi koyu kırmızıya dönerken diğerinin etrafını gri bir kırgınlık kaplar. Fakat birkaç dakika sonra renkler yumuşar, kırmızı pembeye dönüşür. Barışmanın rengi her zaman daha sıcak ve yumuşaktır.
Bu şehirde en sevdiğim şey, renklerin değişebilmesidir. Kimse tek bir duyguya mahkûm değildir. Akşam güneş batarken gökyüzü mor bir huzura bürünür. İnsanların üzerindeki renkler de sakinleşir. Eve dönerken kendi rengime bakarım. İçimde açık yeşil bir umut vardır.
Bu şehir bana şunu öğretir: Duygular geçicidir. Önemli olan hangi rengi taşıdığımızı fark etmek ve gerektiğinde onu değiştirebilmektir.
