Bir gün uyandığımda kafamın üzerinde turuncu bir renk olduğunu gördüm. Buna çok şaşırdım. Nedenini anneme sorduğumda, turuncunun heyecan anlamına geldiğini söyledi. Gerçekten de heyecanlıydım; çünkü o gün okul vardı.
Annemin rengi ise sarıydı. Ona sarının ne anlama geldiğini sordum ve mutluluğun rengini öğrenmiş oldum. Bu renkleri çok sevdim.
Okula gittiğimde herkese tek tek baktım. Çoğu kişinin üstünde mor renk vardı, bazılarında sarı, birkaç kişide ise mavi görülüyordu. Benim rengim de mordu. Bunun ne anlama geldiğini merak ettiğim için fen bilgisi öğretmenime sordum. Öğretmenim her rengi tek tek açıkladı:
-
Sarı mutluluktu.
-
Turuncu heyecandı.
-
Mavi üzüntüydü.
-
Mor ise utangaçlık ve çekingenlikti.
-
Kırmızı da öfkeyi temsil ediyordu.
Okul çıkışında annemin renginin kırmızı olduğunu gördüm. Artık bunun sinirli anlamına geldiğini biliyordum. Nedenini sorduğumda, birinin yere çöp attığını gördüğünü söyledi. Hemen yere atılan çöpü alıp çöp kutusuna attım. Bir anda annemin rengi sarıya döndü; yani tekrar mutlu olmuştu.
O an insanların duygularını değiştirebildiğimi fark ettim. Birden benim rengim rengârenk oldu. Kendimi çok yetenekli hissediyordum. Sanki her şeyi başarabilirmişim gibi düşündüm.
Etrafımdaki herkes beni izliyordu. Tam o sırada bir şey fark ettim: Fen bilgisi öğretmenim “rengârenk” rengini hiç açıklamamıştı. Çok şaşırdım ve bir anda koşmaya başladım. Sanki ışık hızında koşabiliyordum! Bu bana büyük bir mutluluk verdi… ta ki uyanana kadar.
Uyandığımda bunun bir rüya olduğunu anladım. Ama şunu öğrenmiştim: Duyguların, biz göremesek de bir “rengi” vardır. Ve bazen küçük bir iyilikle birinin rengini değiştirebiliriz.
