O sabah çok ilginçti çünkü insanların duyguları renklenmişti. Mesela mutlu olan birinin tepesinde pembe kalpler vardı, üzgün olan birinin üstünde lacivert ve gri bulutlar süzülüyordu. Kızdığımda ise üstümde kırmızı şimşekler çakıyordu. Anladım ki bugün çok heyecanlı olacak.
Sokağın her yerini gezmeye başladım. Sokaklar kırmızı, mor, mavi, yeşil, sarı ve turuncu renklere bürünmüştü. Ama beni en çok zorlayan şey, insanların her hissettiğini görmekti. Bu iyi bir şey miydi, yoksa kötü mü, karar veremedim. Düşünün bir insan o an ne hissettiğini size anlatmak istemiyorsa demek ki bu konu hakkında konuşmak istemiyordur. Ama biz her şeyi görünce anlayınca, bazen hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. İlk başlarda her yerin rengarenk olması tabi ki güzeldi, ama insan bir süre sonra buna alışıyor ve sıkılabiliyor.
Bu düşünceleri uzaklaştırıp günün tadını çıkarmaya devam ettim. Çünkü kim bilebilir ki belki bugün sokaktaki bu renklilik yarına kalmayacak ve sokaklar tekrar gri ve siyah renklere dönecekti. Ben de parka gittim ve orada pembe kalplerle dolu bir ortam görme ihtimalimin yüksek olduğunu düşündüm.
Biraz da kendim birkaç duygu yaşamak ve renklerini görmek istedim. En sevdiğim renk olan sarıyı elde edebilmek için enerjik davranmaya başladım. Enerji ve neşe duygusunun rengi olan sarı hemen karşıma çıktı. Sonra üstümde mavi ve beyaz renkli yıldızlar belirdi. Bir baktım, hava kararmıştı ve çok uykum gelmişti. Ben de eve gidip uyudum.
O gün, pembe kalplerin altında uyuduğumu asla unutmayacağım.
