Efe, uzun zamandır aynaya baktığında gördüğü kişiyi tam olarak tanımıyordu. Başkalarının beklentileri, öğretmenlerinin öğütleri, ailesinin hayalleri derken kendi sesini duyamaz olmuştu. Hangi müziği sevdiğini bile arkadaşlarına göre seçiyor, hangi bölümü okumak istediğini soranlara ezberlenmiş cevaplar veriyordu. İçinde büyüyen huzursuzluk ise her geçen gün daha da belirginleşiyordu.
Bir gün okuldan dönerken yağmur başladı. Islanmamak için koşmak yerine yavaşladı. İlk kez acele etmeden yürüdü. O an fark etti ki hayatı boyunca hep bir yerlere yetişmeye çalışmıştı ama nereye gittiğini hiç sorgulamamıştı. Eve vardığında odasına çekildi ve defterini açtı. “Ben ne istiyorum?” diye yazdı sayfanın başına. Cevap hemen gelmedi ama ilk kez soruyu gerçekten kendisi için sormuştu. Günler boyunca küçük denemeler yaptı. Uzun zamandır ertelediği resim kursuna yazıldı. Telefonunu kapatıp saatlerce çizim yaptı. Başta çizgileri titrek ve kararsızdı; tıpkı kendisi gibi. Fakat zamanla renkler cesaret kazandı. Her fırça darbesiyle biraz daha hafiflediğini hissetti. Hata yapmanın dünyanın sonu olmadığını, aksine onu geliştirdiğini gördü. Ailesiyle konuştuğunda ilk kez kendi hayallerinden söz etti. Sesi titredi ama geri adım atmadı. Beklediği tepkiyi almasa da içindeki düğüm çözülmüştü. Çünkü artık başkalarının onayını beklemeden de ayakta durabileceğini anlamıştı.
Bir akşam defterinin son sayfasına şunu yazdı: “Bugün kendimle gurur duyuyorum.” Bu cümle onun için bir varış noktası değil, yeni bir başlangıçtı. Efe artık kim olduğunu biliyordu; kusurlarıyla, cesaretiyle ve en önemlisi kendi seçtiği yoluyla.
