Bir sabah uyandığımda her şey normaldi. O gün İtalya’ya gidecektik. Önce dişlerimi fırçalayıp yatağımı topladım, ardından elimi yüzümü yıkadım. Artık hazırdım. Annem ve babam da uyanmış, dişlerini fırçalayıp yataklarını toplamışlardı.
Eşyalarımızı valizlere yerleştirdik. Diş fırçaları, giysiler, ayakkabılar, kitaplar, resim defterleri ve kalem kutuları vardı. Çok fazla eşya olduğu için üç valiz hazırladık; bunlardan biri kırmızı ve en büyüğüydü. Valizleri topladıktan sonra üstümüzü giyip yola çıktık ve uçak biletlerimizi aldık.
Havaalanına ulaştık ve uçağa bindik. İtalya’ya geldiğimizde her şey çok güzeldi. İlginç olan, tabelalarda ve kitap mağazalarının üzerindeki yazılarda Türkçeyi görmekti. Fark ettim ki artık birçok ülkede Türk dili kullanılıyordu. Bu durum beni çok mutlu etti, istediğim kişilerle kolayca sözlü olarak iletişim kurabiliyordum. Bence bu, dünyaya büyük bir katkıydı çünkü insanlar birbirini daha kolay anlayabiliyor ve iletişim kurabiliyordu. Hayat artık çok daha kolaydı.
Ben bu durumu çok sevdim, annem ve babam da aynı şekilde çok memnundu. Üç hafta boyunca İtalya’da kaldık ve hiç zorluk yaşamadık.
