Eve geldim ve pijamalarımı giydim. Gözümde oluşan morluk için dolaptan buz almak üzereydim. Tam krem sürecektim ki kapı çaldı. “Geliyorum!” dememe rağmen kapı sabırsızca çalınmaya devam etti. Biraz sinirlenerek kapıyı açtım.
Karşımda bana tıpatıp benzeyen biri vardı. Tek fark, onun gözünün mor olmamasıydı. Hızla içeri girdi ve telaşla konuşmaya başladı:
“Ben senin dünkü hâlinim ve çok az zamanım var. Ben gidince sen de düne gideceksin. Sana önemli bir şey söylemeliyim…”
Tam cümlesini bitirecekken bir anda yok oldu.
Birkaç saniye sonra kendimi bir gün öncesinde buldum. Ne söylemek istediğini duyamadığım için panikledim. Bunun neden olduğunu anlamaya çalıştım ama aklıma net bir şey gelmedi.
O sırada, bir gün önce yardım etmediğim arkadaşımı gördüm. İçimden “Demek ki bana bunu hatırlatmak istemiş.” diye düşündüm. Bu kez tereddüt etmeden yardım ettim. Yardım ederken dikkatsizce hareket ettiğim için düştüm ve kolumu incittim. Yine de arkadaşım işini halletti ve bana teşekkür etti.
O an şunu fark ettim: Bazen doğru olanı yapmak küçük bir bedel gerektirebilir. Ama yardım etmek her zaman pişman olmaktan daha iyidir.
Daha sonra hastaneye gittiğimde zamanla ilgili bir kitap dikkatimi çekti. Kitapta geçmiş ve gelecek arasında kısa geçişlerden bahsediliyordu. Ben de ertesi günkü hâlimi uyarmaya karar verdim.
Kapıyı hızlı hızlı çaldım. Kapıyı açan bendim; gözüm morarmıştı. Ona sakin olması gerektiğini ve panik yapmamasını söylemek istedim. Ancak zamanım yetmedi. Sözüm yarıda kaldı ve tekrar kendi zamanıma döndüm.
Her şeyi anlatamamıştım ama içimde bir huzur vardı. Çünkü artık şunu biliyordum: Geçmişi değiştiremeyiz fakat hatalarımızdan ders alarak bugün daha doğru seçimler yapabiliriz.
