Okula başladığımızın ikinci yılında pandemi denilen ve tüm dünyayı etkileyen bir dönem yaşadık. İnsanların evden çıkamadığı, kimsenin birbiriyle yüz yüze görüşemediği bir zamandı. Bu süreçte yeni bir eğitim modeliyle tanıştık: uzaktan eğitim. “Tanıştık” diyorum çünkü annem ve babam dâhil çevremde hiç kimse daha önce böyle bir sistem deneyimlememişti.
Benim ekranla gerçek anlamda ilk tanışmam da bu dönemde oldu. O zamana kadar derslerine odaklanan ve başarılı bir öğrenciydim ancak bir süre sonra ekranın ve sosyal medya denilen dünyanın büyüsüne kapıldım. Bu, hayatımda sonradan toparlamak için çok çaba göstereceğim zor bir dönemin başlangıcıydı.
Ekran bana başta çok eğlenceli ve dikkat çekici gelmişti fakat zamanla öğrenme sürecimi ve odaklanma becerimi olumsuz etkilediğini fark ettik. Ders çalışmak zorlaşmış, dikkatimi toplamak güçleşmişti. İşte bu durum çözüm aramamızın nedeni oldu.
Başlarda ekrandan uzak kalmak bana ceza gibi geliyordu ancak annem ve babamla birlikte ekran süresi hakkında ortak kararlar aldık. Belirli sınırlar koyduk ve buna uymaya çalıştık. Zamanla bunun bana iyi geldiğini fark ettim. Kendimi daha enerjik hissetmeye başladım, derslere daha iyi odaklandım ve günlük hayatın içinde daha aktif oldum.
Bu yüzden yaşıtlarıma şunu tavsiye ederim: Ekran tamamen kötü değildir ama fazlası zarar verebilir. Biraz daha az ekran, biraz daha çok gerçek hayat… İnsan arkadaşlarıyla konuştuğunda, spor yaptığında, kitap okuduğunda ya da ailesiyle vakit geçirdiğinde kendini çok daha iyi hissediyor. Hayat, ekranın dışında da gerçekten güzel.
