Yaşadığımız çağda gerçekten de her şey çok hızlı ilerliyor. Sanki zaman eskisinden daha çabuk akıyor. Bilgiye ulaşmak, iletişim kurmak, bir yerden bir yere haber göndermek artık saniyeler içinde mümkün.
Eskiden insanlar bir bilgiye ulaşmak için kütüphanelere ya da internet kafelere gider, saatlerce araştırma yaparmış. Her evde internet olmadığı için bilgisayar ortak kullanılan bir araçmış. Şimdi ise bilgi bir çocuğun cebindeki telefon kadar yakın. Bu durum elbette büyük bir avantaj. İsteyen herkes, fazla zaman harcamadan araştırma yapabiliyor ve yeni şeyler öğrenebiliyor ancak bu hızın olumsuz bir tarafı da var. Sürekli içerik izlemek, bir videodan diğerine saniyeler içinde geçmek özellikle bizim yaşımızdaki çocukların odaklanmasını zorlaştırabiliyor. Dikkat süremiz kısalabiliyor ve derinlemesine düşünmek yerine hızlıca tüketmeye alışabiliyoruz. Bu da öğrenme sürecimizi olumsuz etkileyebiliyor.
İletişim açısından da büyük bir değişim var. Eskiden insanlar mektupla haberleşir, bayram ve yılbaşı için kartlar gönderirmiş. Ben hiç mektup yazmadım; ben mesaj atmayı biliyorum. Hızlı, pratik ve anında cevap alabiliyorsun ama annem, gönderdiği bir mektubun cevabını beklemenin de ayrı bir heyecanı ve değeri olduğunu anlatıyor. Belki de o bekleyiş, iletişimi daha anlamlı kılıyordu.
Sonuç olarak hayatın hızlanması hem iyi hem de kötü yönler taşıyor. Önemli olan bu hızı bilinçli kullanmak. Zamanımızı verimli değerlendirmeli, düşünme ve odaklanma yeteneğimizi kaybetmeden teknolojinin sunduğu imkânlardan faydalanmalıyız. Çünkü asıl mesele hız değil, o hızı nasıl yönettiğimizdir.
