Sabah uyandığımda, her sabah doktor önlüğünü giyip yanına beyaz çantasını alan annem uzun, siyah ve yakası renkli bir cübbe giyiyordu. Şaşkınlık içinde “Bu avukat cübbesi değil mi?” diye sordum.
O da aynı hayret içinde bana dönüp “Ay sorma! İş yerleri sadece bugüne özel kendi aralarında değişim yapmışlar. Bugün tüm ülke başka bir iş yapacakmış. Off, of! Ben ne anlarım avukatlıktan!” diye söyleniyordu. Kulaklarıma inanamadım. Merakıma yenik düşüp haberleri açtım. Tüm kanallar çok saçma bir şekilde aynı şeyleri söylüyordu. Haberleri çeken kameramanına kadar herkes güç bela uğraşıyordu.
Annem hazırlandı ve yola koyulduk. Her şey çok saçma geliyordu ki… Kapıcı Necmi hazırlanmış, smokinini giymiş ve en güzel ayakkabılarıyla işine gitmek için otobüs bekliyordu. Bazıları çok mutlu, bazıları çok telaşlıydı. Ben ise okulda olup bitenleri düşünmekten çatlayacaktım.
En sonunda okula vardık ve koşarak zile yetiştim. Sınıftaki herkes bu durumu konuşuyor ve öğretmenleri merakla bekliyordu. İlk derse bir palyaço girdi ve ne yapacağını bilmeyen, çakmak çakmak gözlerle bize baktı. Ben ne kadar “Hocam, ders işlemeyelim.” desem de bana aldırış etmedi. En sonunda kendi iş hayatını anlatmaya ve sınıfı güldürmeye başlamıştı ki zil çaldı.
Yemek teneffüsü gelmek üzereydi ve yemekhaneden çok kötü kokular geliyordu. Zil çalınca gidip baktık ve okul müdürümüz makarna haşlamaya çalışıyordu. Bütün okul kantinden yemek almak zorunda kaldı ve okulu yarım gün yapma kararı aldılar. Bunun üzerine tam annem gelmiş, görmem için kornaya basıyordu ki gözlerimi açtım ve yatağımdaydım. Koşup içeri gittim ve annem beyaz doktor önlüğünü giyiyordu.
