Bugün yine boş bir mideyle uyandım. Aslında çoğu sabah böyle başlıyor ama buna alışmak mümkün değil. Karnımda sanki içten içe yanan bir ateş var. Annem sabah başımı okşadı, “Bugün belki yemek dağıtımı olur,” dedi. Sesinde umut vardı ama gözlerine bakınca aynı korkuyu gördüm. Ya bugünde bir şey bulamazsak? Bazen açlık sadece midede değil, insanın kalbinde de hissediliyor.
Evimizin önünde biraz su içtim. Su midemi sakinleştiriyor ama fazla içince hastalanıyorum. Yine de başka seçenek yok. Sonra arkadaşlarımla dışarı çıktık, belki ağaçlardan düşen meyvelerden bir şey bulabiliriz diye. Yolda yürürken çorak toprağın tozu havalanıp yüzümüze vurdu. Güneş sanki bize kızmış gibi tepemizde yanıyordu. Ayaklarım çıplak olduğu için her adımda taşlar canımı yakıyordu ama açlık seni durdurmaz, tam tersine aramaya zorlar.
Köyün yanındaki küçük bir ağacın altında yarım ezilmiş bir mango bulduk. Belki bir hayvan ısırmıştı, belki de rüzgâr düşürmüştü. Ama o an bizim için altın değerindeydi. Üçümüz bir araya gelip paylaştık. Tadını hâlâ hissediyorum, çok olgun değildi ama o an için dünyanın en tatlı şeyi gibiydi. Küçük bir anlık mutluluk verdi.
Öğleden sonra köyde yardım kamyonlarının geleceği söylendi. Herkes gibi ben de umutla meydanda toplandım. Kamyonlar nihayet göründüğünde kalabalık bir anda hareketlendi. Herkes ileri atıldı. Ben küçüğüm, öne geçemedim. Dağıtılan yiyecek çok azdı ve sıra bana gelmeden bitti. Boş ellerime bakakaldım. Anneme nasıl söyleyeceğimi düşündüm, yine de eve eli boş dönmekten başka çarem yoktu.
Akşam olunca gökyüzüne baktım. Yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu, sanki yeryüzündeki acılardan haberleri yokmuş gibi. O an kendime bir söz verdim: Büyüyünce açlıkla savaşan biri olacağım. Hiçbir çocuk benim yaşadıklarımı yaşamasın diye. Belki bugün karnım doymadı ama içimde küçücük bir umut filizlendi. Belki yarın… Belki yarın daha iyi olur.
