ADA MACERAM

O gün çok derin bir uykudaydım ve herkesin gördüğü o klişe rüyalardan birini görüyordum. Sanki bulutların üzerindeydim ve orada yatıyordum. Sonra bir anda düştüm ve bir irkilme ile uyandım. Uyandığımda yerde yatıyordum, evet yerde. Ben tam ne olduğunu anlamaz ve uyku sersemiyken bunları başka bir rüya zannetmiş olmalıyım ki tekrar gözlerimi kapattım. Sonra kafama dank etti ve rüyada olmadığımı fark ettim. Hemen yerimden sıçradım ve etrafıma bakındım. Biraz tuhaf gelecek ancak bir adadaydım. Kalktığım anda kocaman, uçsuz bucaksız bir deniz manzarası karşımdaydı. Doğal olarak ne yapacağımı bilemedim ve etrafı dolaşmaya başladım. Kim bilir, belki de bir tür kamera şakası olabilirdi değil mi?

Saatlerce etrafta dönüp durdum ama ne bir iz, ne bir yaşam belirtisi… Adada kuş bile yoktu, en azından birkaç tane böcek vardı; demek ki o kadar da ıssız değildi ama kimi kandırıyorum ki? Adada saatlerce dönüp dolaşmanın sonucu birkaç tane hindistan cevizi ağacı ve meyve çalıları bulabildim. Bu beni az da olsa mutlu etti çünkü meyve yemeyi severim ama yine de o kadar az şey bana 3 veya 4 gün yeterdi herhalde. Ayrıca hindistan cevizi ağaçları da çok uzundu ve asla ulaşamazdım. En önemli kaynak olan su da ortada yoktu ama daha çok araştırma yaparsam belki bir umut bulabilirdim. Ve öyle de oldu; adanın iç kısımlarına doğru gölete benzer bir şey buldum ve su tatlıydı, yani su işini de bir süreliğine hallettim.

Ben bunları yapana kadar hava yavaş yavaş karardı ve soğudu. Soğuk hava için ne yazık ki hiçbir çare yoktu. Ne yapacağımı bilemeyerek oracıkta uykuya daldım ama hava çok soğuktu. Bir sonraki gün adada rüzgâr ile devrilmiş olan birkaç tane çelimsiz ağaç ile sal yapmayı denedim ve beni biraz dayandıracak bir sal yaptım. Yanıma biraz meyve aldım. Biraz cesaretimi toplayıp yola çıktım. Sonra uyuya kalmışım, ne kadar yol geldiğimi bilmiyorum ama hava neredeyse kararacaktı ben küçük bir kasabaya vardığımda. Hayatımın en mutlu anında falan olabilirdim. Artık beş parasız bir şekilde oradan nasıl kendi ülkeme dönebileceğime bakacaktım. Benim için önemli olan karaya ulaşmaktı.

Geldiğim kasaba ülkeme çok yakınmış aslında, yani 5 veya 6 saat yürüsem bana yeterdi. Oranın yerlileri bana bir harita verdiler ve yolculuğa başladım. Ne de olsa kaybedecek zaman yoktu ve sonunda ülkeme ulaştım.

 

(Visited 8 times, 1 visits today)