Uyandığımda kendimi deniz kıyısında buldum. Etrafta ne bir bina, ev vardı ne de benden başka bir insan. Kısacası olduğum yerde insan yaşamı olduğuna dair bir iz yoktu. Sonradan anladım ki bir adanın kıyısındayım. Panikledim, korktum, ne yapacağımı bilemedim, kafam karışmıştı, kendimi çaresiz hissettim. Karnım açtı, kıyafetlerim ise ıslak…
Derin bir nefes aldım ve adayı keşfetmeye karar verdim. Yürümeye yeni başlamıştım ki kuş sesleri duydum. Hemen sesin geldiği yere koştum, seslerin sık ağaçlı bir ormanın içinden geldiğini fark ettim. Ormana girdiğimde karşılaştığım manzara karşısında ağzım açık kaldı. Önüme şarkı söylüyormuşçasına öten kuşlar çıktı. Beni şaşırtan şey adada kuşların olması değildi, kuşların farklı ve daha önce hiç karşılaşmadığım türlerde olmasıydı. Etrafıma daha dikkatli baktığımda ormanda kirpiler, mirketler, yılanlar gibi birçok hayvanın da olduğunu fark ettim. Buradaki hayvanların hepsi birbirleriyle huzur ve ahenk içindeydi. Ormandan çıktım ve yürümeye devam ettim. Hava güneşli olmasına rağmen soğuktu ve ıslak kıyafetlerim beni üşütüyordu.
Tahminimce yarım saatlik bir yürüyüşten sonra önüme bir mağara çıktı. Mağaranın içi görünmüyordu ve mağaradan kapı gıcırtısına benzer sesler geliyordu. Açıkçası hem şaşırmıştım hem de biraz korkmuştum. Korkumu yenmem biraz uzun sürdü ama sonunda mağaraya girmeye karar verdim. Mağara nemliydi ve her ne kadar etrafı görmeme yetecek kadar aydınlık olmasa da gözüm bir süre sonra karanlığa alıştı. Etrafta hiçbir şey yoktu, ki bu beni daha çok korkutmuştu çünkü sesler geliyordu. Seslerin nereden geldiğini anlamak için çok çabaladım fakat bunun sandığımdan da zor olduğunu fark ettim çünkü mağaranın içinde olduğum için sesler yankılanıyordu. Tam pes etmiştim, mağaradan çıkma kararı almıştım ki aklıma yukarı bakmak geldi. Korka korka yukarı baktım ve mağaranın tavanında binlerce yarasa olduğunu gördüm. Çığlığı bastım, mağaradan koşarak çıktım, bir anda binlerce yarasayı görünce panikleyip korkmuştum tabi. Biraz soluklandıktan sonra fark ettim havanın karardığını.
Karnım kazındığı için yemek arayışına başladım. Etrafta birkaç meyve ağacı vardı, biraz elma, muz yedim fakat bunlarla doymam mümkün değildi bu nedenle her ne kadar istemesem de bir hayvan avlamam lazımdı. Biraz daha dolaştım ve etrafı ağaçlarla çevrili bir alana vardım. Yerde yatan küçük bir tilki gördüm. Akşam yemeğimi bulmuştum.
Ateş yakmak için etraftan ağaç dalı, odun benzeri şeyler topladım. Yerde gördüğüm taşları da aldım çünkü ateşi başka nasıl yakabileceğimi bilmiyordum. Uzun uğraşlarım sonucu ateşi yakmayı başardım. Eti bölüp topladığım dalların üzerine koydum ve pişene kadar ateşin üzerinde tuttum. Et çok hızlı pişti, en fazla iki dakika olmuştur, garipsedim. Yemek de yedikten sonra geriye kalan tek bir şey vardı: Yatacak bir yer bulmalıydım. Topladığım dallardan meşale benzeri bir şey yapmaya çalıştım çünkü yürürken önümü detaylı bir şekilde görebilmem için ışığa ihtiyacım vardı. Meşalemi de aldım yürümeye başladım. Yürümeye başlayalı çok olmamıştı ki etrafında hayvanların olmadığı, büyük bir çam ağacı gördüm. Ağacın altı ağaçtan düşen çam iğneleriyle kaplıydı ve şaşırtıcı bir şekilde yumuşak bir tabaka oluşturmuşlardı. Hemen ağacın altına yattım ve kısa bir süre sonra uyuyakaldım.
Ne kadar olmuştu bilmiyorum ama hava yeni aydınlanmaya başlamıştı. Uzaktan gelen bir gemi gördüm. İçim bir anda umut doldu. Adanın kıyısına koştum, gemidekilere kendimi belli etmeye çalıştım. Gemiye el salladım, zıpladım, avazım çıktığı kadar bağırdım. Yorulmaya başlamıştım, sesim kısılmak üzereydi ki gemidekiler beni fark etti ve olduğum adaya yaklaştılar. Rahatlamıştım, bu adada daha fazla kalmak istemiyordum. En sonunda gemiye bindim ve gemidekilerin yolculuğuna ortak oldum.
