Dün akşamleyin çok güzel bir belgesel izliyordum.Sonra, yumuşacık ve üzerine yeni nevresim serilmiş yatağa uzandım. Hatta hamburger şeklindeki bir peluş oyuncağa sarılmıştım. Ne bir gemiye ne de bir uçağa binmiştim ama bir anda kendimi bir adada, hamburger şekilli peluş oyuncağımla birlikte mahsur kalmış buldum.“Nasıl oldu da buraya geldim?” diye düşünüyordum. Gözlerim doğru görüyordu.Yanımda minik bir ıstakoz vardı.Birden ıstakoz, “Selam.” dedi.Ben de karşılık verdim. Gerçekten konuşuyordu! Ama itiraf etmeliyim, oldukça gıcık biriydi; sürekli beni sinirlendiriyordu.
Tam o sırada iki harita belirdi.İlk harita, nerede olduğumu gösteriyordu: Yıldız şekilli bir adanın içinde, kalp şekilli bir adacıktaydım. Normalde coğrafyaya pek ilgi duymam ama bu durum oldukça ilgimi çekmişti.İkinci haritada ise birkaç göl, meyve ağaçları ve bir çarpı işareti vardı.O işaretli yere gittim. Orada bol miktarda tahta, bir paket marshmallow, bir bavul, bir büyüteç ve bir harita buldum.Sonra tekrar eski yerime döndüm.Istakoz beni azarlayarak, “Sen nerelerdeydin?” diye sordu.Ben de ona, “Marshmallow sever misin?” diye sordum.
Aslında o da seviyormuş ama, “Nasıl yiyeceğiz?” diye sordu.Ben de, “Bir harita, bir marshmallow paketi, bir ton odun, bir bavul ve bir büyüteç buldum,” dedim.Bunun üzerine ıstakoz: “Dediğim tüm lafları geri alıyorum, lütfen şimdi pişir!” diye ısrar etti.
On dakika uğraştıktan sonra ateşi yakmayı başardım. Çubuk bulmak da beş dakika sürdü. Neyse ki sonunda marshmallowları yedik.
Sonra mışıl mışıl uyuduk ,özellikle ben, çünkü oldukça yorulmuştum.
Sabah, haritaya tekrar göz attım. Üzerinde bir bilmece vardı. Bilmece biraz zordu. Haritanın bazı yerlerinde bazı yazılar vardı. Anladım ki bu yazıların olduğu yerde bir sandık saklıydı ve bilmecenin cevabı o yazılardaydı.Yarım saat uğraştım ve cevabı sonunda buldum. Ancak o yer oldukça uzaktaydı.Oraya gittim ama meğer cevabı yanlış bulmuşum. Geri döndüğümde ıstakoz uyuyordu.Gece olmuştu ve bana bir not bırakmıştı. Yazmayı yeni öğrendiğini fark ettim. Notta: “Biraz endişelendim, gelince uyandırırsın,” yazıyordu.Ben de onu uyandırdım.
Yine, “Nerelerdeydin?” diye sordu. Ama bu kez elimde bir şey olmadığı için ne diyeceğimi bilemedim.“Yanlış yere gittim,” dedim sadece.
Ertesi gün biraz geç, öğlene doğru uyandık. Bilmeceye tekrar göz attım ve fark ettim ki bir yeri yanlış okumuşum. Cevap aslında çok yakınımızdaymış.O yere gittim ve bir saat sonra geri döndüm. Bu kez sandığın içinde çikolata, şeker, bir harita ve bir olta vardı.Ateşin başına döndüm. Yeni haritaya göz atarken, kısa kollu bir karakterle sohbet ettim.Istakoz bana: “Neden geç kalmadın? O vakitlerde ne vardı?” dedi.
Yaklaşık bir saat sohbet ettikten sonra haritaya tekrar baktım.Bu kez bilmeceden ıstakoza da bahsettim. Meğer bu, onun bir yıl önce herkese sorduğu ve en sevdiği bilmeceymiş.Cevabı hemen buldu.
Sandığın olduğu yer biraz uzaktaydı ama oraya da gittim.Sandıkta uzun bir saksı, bir çiçek fidesi ve bir harita vardı.
Kamp ateşine geri döndüm. Istakoz bana bir öneride bulundu:
“Bir şeyler aramak yerine, oltayla balık tut ya da meyve ağaçlarından meyve topla,” dedi.
Suyu söylememişti çünkü her gün yanıma su alarak geliyordum.
Önerisini kabul ettim, gerçekten mantıklıydı.
Ertesi gün 10 balık tuttum ve 20 elma topladım. Onlarla güzel bir ziyafet yaptık.Bir sabah erken uyandım ve bilmecelere tekrar göz attım. Bu biraz zordu ama düşündüm, çözdüm.O bölgeye gittim. Sandıkta bir çarşaf, bir yorgan, bir yastık ve bir minder vardı.Bir başka haritada ise yine bir çarpı işareti vardı.Bu işaret çok uzaktaydı, bu yüzden ıstakozu da yanıma aldım.Oraya vardığımızda bir kulübe gördüm. Ama sıradan bir kulübe değildi; oldukça güzel ve zengince döşenmişti.
İçeri girdiğimde ailem oradaydı!Ailem çok endişelenmişti çünkü onlara sadece, “Çocuğunuz yakınıza gelecek,” bilgisi verilmişti.
Beni görünce rahatladılar. Bana sarıldılar ve neler olduğunu sordular.Ben de onlara tüm macerayı, ıstakozla birlikte yaşadıklarımızı anlattım.
Istakozu da aileme tanıttım.Onu da yanımızda götürmek için çok ısrar ettim.
Sonunda kabul ettiler.O kadar mutlu oldum ki, anlatamam…
