Tahayyül edemeyeceğim bir Afrika sabahıyla tekrar uyandım. Yüzümü yıkayabilmek için küçük bir kaptaki suyla yüzümü yıkadım. Sabah kahvaltımda kırıntıları kalmış son mısır lapasını yedim. Sonrasında fark ettim ki…
Plastik varillerdeki su azalmıştı. Bu yüzden annemin bugün mutlaka su kuyusuna gitmesi gerekiyordu. Annemi uyandırdım ve durumu anlattım. Hiç vakit kaybetmeden su varillerini ve engebeli yolda dengesini koruyabilmesi için uzun bir çubuk aldı yanına. Ben de köy okuluma gitmek için annemle beraber çıktım. Biraz yol yürüdükten sonra okulum görünmüştü. Annem beni kapının önünde bıraktı. O da biraz soluklandı ve eline tekrar varilleri aldı. Annemle vedalaştık ve o da yola koyuldu. Derse geç kalmamak için hemen sınıfa gittim. Öğretmenim ders anlatmaya başlamıştı bile. Fakat ben hala derse odaklanamamıştım. Annem için endişeleniyordum. Su varilleriyle dönüşte zorlanacağı kuşkusuzdu. Bu durumdan ikindi olmadan eve dönmesi gerekiyordu. Dersten çok koptuğum için odağımı derse vererek öğretmenin anlattıklarını takip etmeye çalıştım. Teneffüs zili çalınca kapıya koştum. Normalde annem, ben okuldan çıktığımda çoktan gelmiş olurdu. Fakat annem yoktu. İçimde bir sıkıntı oluşmaya başladı. Bazen su kuyusunda çok sıra olduğundan annem gecikmiş olabilir diye düşünerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kenardaki ağacın gölgesine oturdum ve beklemeye başladım. Uzun süredir beklediğimi gören öğretmenim yanıma geldi. Yarısı yenmiş ekmeği bana uzattı. “Annem sanırım bugün gecikmiş galiba,” dedi. Öğretmenimi onayladım ve ekmek için teşekkür ettim. Yarım ekmeğimi yerken annemin geleceği yerde belirmesini bekliyordum. Yarım ekmeğimi bitirmeye yaklaşmıştım ki, uzakta bir gölge belirdi. Yaklaştığında annemin taktığı başörtüsünden hemen onu tanıdım. Ona doğru koştum. Bütün su varillerini doldurmuştu. Hiç düşünmeden su varillerini aldım ve anneme yardım ettim. Yorgun gözüküyordu fakat gururlu bir gülümsemesi de vardı. Beraber köyün yolunu tuttuk. Annemin yanımda olması içimi ferahlatmıştı. Varillerin ağırlığından hızlı yürüyemiyorduk. Artık acelemiz de yoktu. Annem arada yüzüme bakıp tebessüm ediyor, “İyi ilerliyoruz,” dedi. Başımı salladım. Köye vardığımızda güneş batmak üzereydi. Annemle su varillerini yerlerine yerleştirdik. Sonrasında içeri girdik. Minderde oturmuş pencereden yıldızları izliyordum. Bir anda annem geldi ve yanıma oturdu. Elinde taze mısır ekmeği vardı. “Bu yüzden biraz geç kaldım, en sevdiğin yiyecek olduğu için mutlu olacağını düşündüm,” dedi gülümseyerek. Mutluluktan havalara uçacaktım. Torbayı bana uzattı. Ekmeği alıp küçük bir ısırık aldım ve tadı bütün yorgunluğumu almıştı.
Anın keyfindeydim fakat yiyeceklerimiz kısıtlıydı. Gece yatmadan önce yarınların daha iyi olması için dua ettim. Belki yağmur yağar, belki yardım gelir, belki tarlalar yeniden yeşerir.
