Afrika’da Bir Günüm

Bu sabah güneşin doğuşuyla kalktım, hava Afrika’da her gün olduğu gibi sıcaktı, üzerimdeki ince örtüyü kaldırıp günlük rutinime başladım; önce yatağımı topladım, yatak hasırdandı ama yine de bir yatağım olduğu için mutluyum çünkü buradaki çocukların çoğunun kendine ait bir yatağı yok. Yatağımı topladıktan sonra dün akşamdan kalan bir pirinç patlağını yedim, tabii ki de doymadım ama bu benim yaşadığım bölgede alışkın olduğumuz bir durum çünkü Afrika’nın bu bölgesinde yemek kaynakları nüfusa yetmeyecek kadar az bu yüzden elimizde olan az miktarda yemeği paylaşıyoruz. Daha sonra, diş fırçam olmadığı için bir dal parçasıyla dişlerimi temizleyip okul kıyafetlerimi giydim, eksik bir şey kalmadığından emin olup okula doğru yola çıktım. Okulum ortalama bir Afrika okuluydu; eski, çatısı yamalarla dolu, camları kırılmış, harabe bir binadan bölge halkının da yardımıyla olabildiğince okula benzetilmiş bir binaydı, buraya bir öğretmen getirtmek için halk çok uğraşmıştı ve biz çocuklar olarak onların bu çabalarını boşa çıkarmak istemiyoruz.

 

Sıradan bir okul gününde iki ders matematik, iki ders bölgemizde konuşulan ama ana dilimiz olmayan dillerin dersleri, iki ders beden eğitimi ve iki ders Afrika’da işimize yarayacak bilgileri öğrendiğimiz dersimiz oluyor, son bahsettiğim derste; zehirli mantarlar, görüldüğünde uzak durulması gereken canlılar, yenecek ve yenmeyecek bitkiler gibi bilgiler öğreniyoruz. Bugün de bahsettiğim gibi sıradan bir gündü. Arkadaşlarımla ev yoluna koyulduk, genelde yolda şarkılar söyler eğlenirdik ama bugün öyle olmadı çünkü son dersimiz beden eğitimiydi, üstelik bugün normal bir beden eğitimi dersinden çok daha fazla yorulmuştuk çünkü ödüllü futbol maçı yaptık. Bizim günlerimiz güzel geçiyordu en azından kendi kendimize eğleniyorduk fakat Afrika’da çok farklı yaşamlar da var, mesela maddi ailesinin maddi durumu kötü olduğu için tarlada çalışmaya giden yaşıtlarımın yaşam şartları biz okula giden gruptan çok daha düşük, bu durumdan mutlu değiliz ancak elimizden bir şey gelmiyor.

 

İkindi vakti eve gittiğimde çok acıkmıştım ama evde çok az yemek vardı ve yemek için ailemi beklemeliydim o yüzdem bir bardak suyla yetinmek zorunda kaldım, bizim buralarda su da kolay bulunan bir şey değil, her suyu içemiyoruz çünkü temiz olup olmadığını bilemiyoruz bazen başka şehirlerden tankerlerle su getiriyorlar, hepimiz sıraya girip bidonları dolduruyoruz, su getirmedikleri zamanlarda ise yaklaşık beş kilometre ötedeki dereye yirmi, otuz kişilik gruplar halinde su almaya gidiyoruz, kalabalık gidiyoruz çünkü buralarda karşınıza ne çıkacağı belli olmaz, savunmasız kalmamak lazım. Annem ve babam eve dönene kadar ödevlerimi yaptım. Bugünkü ödevim matematiktendi ve gerçekten uzun sürmüştü, ailem gelince hep beraber yemeğimizi yedik, yemek demeye bin şahit ister, yemekten sonra günümüz hakkında konuştuk. Hava kararmaya başlamıştı, burada hava kararınca elektrik olmadığı için meydanda büyük bir ateş yakılırdı ve halkın çoğu orada olurdu, ben de orada arkadaşlarımla buluştum, şarkılar söyledik, geleneksel danslarımızı yaptık, oturup dertleştik ve sonra hepimiz uyumak üzere evlerimize dağıldık. Yatmadan önce bir bardak su içtim, çok acıkmıştım ama evde yemek kalmadığı için aç uyumak zorundaydım ama yine de bunu kendime dert etmemeye çalıştım. İşte benim bir günüm böyle geçiyor.

(Visited 7 times, 1 visits today)