Afrika’da Bir Günüm

Gözlerimi açtım, her zaman olduğu gibi yırtık pırtık perdemizden ışık sızıyordu, su damlatan çatımızı onaramadığımız için altına koyduğumuz kova bu sabah nerdeyse dolmuştu. İki hafta önce en büyük kardeşimle bulduğumuz -5 kardeşiz ben en büyük üçüncüyüm- camı kırık saate baktım, saat 6.30 du. Annem bana diğer ülkelerdeki çocukların bu saatlerde okula gitmek için kalktığını anlatmıştı, fakat bizim burada derdimiz maalesef ki iyi eğitim almak değil, hayatta kalabilip günlük yiyeceğimizi elde etmekti. Ben ve benden 2 yaş büyük abim gazete dağıtımı işinde çalışıyorduk, günlük 10 lira alıyorduk, bizden büyük abimiz ise bir sucuda çalışıyordu, 30 lira alıyordu o, büyük paraydı. Hepimiz kazandığımız paraları babama veriyor, o da ailemiz için yiyecek ve içecek alıyordu.

İşe gitmek için daha 30 dakikamız vardı; abimi kaldırdım, ikimizde kıyafetlerimizi giydik ve yola çıktık. Üstümüzdekilere de kıyafet demek için bin şahit ister, ucuz naylondan yapılmış bir yamurluğun altına kalitesiz bir kumaş parçası. İş yerimiz buradan 15 dakika sürüyordu, biz erken gidiyorduk ki belki daha fazla dağıttığımız için 1, 2 lira daha fazla para verirler. İşe 13 dakika erken vardık, şehirdeki genç bir abi bize okuma yazma öğretmişti, ucundan da matematik onun sayesinde basit hesaplar yapabiliyordum, saati hesaplamak veya saat başına kaç lira verdiklerini hesaplamak gibi. Dağıtacağımız gazeteleri bize veren abinin yanına gittik, onun adını kimse bilmiyordu reis diye hitap ediyorduk ona kendi aramızda. Gazetelerimizi aldık, iş yerinde duran bisikletlerden birine atlayıp yollarımızı ayırdık. Mesaimiz sabah saat 7.00’de başlayıp akşam 5’de bitiyordu. Bu sırada ben 15, 16, 17, 18, 19 ve 20. sokaklara dağıtım yapıyordum. Abim ise benden 10 sokak ilerideki 5 sokağa dağıtım yapıyordu Ara sıra birbirimizi görüyorduk. Saat 13.30’da on beş dakikalık aramız vardı. Bu on beş dakikada durumu daha iyi olanlar öğle yemeklerini yiyorlar, durumu olmayanlarsa oturup dinleniyorlardı. Arada bir (çok nadiren de olsa) sokaktan geçen durumu yerinde olan biri bize acır, yemeği olmayan kişilere yemek alırdı. Biz bu yemeği olmayan gruptaydık. O durumu yerinde olan kişinin gelmesini beklerdik.

En büyük abizimizin iş yerinde öğle yemeği dağıtıyorlardı, abimin dediğine göre iş yerininin yakınındaki bir restoranın o gün pişirip de satamadığı yemeklermiş, ama ısıtınca güzel kokar ve tadarlarmış. Babamdan bahsetmeyi unuttum, o bir apartmanda kapıcı olarak çalışıyor. Büyüklere maaş sormak ayıp olduğu için maaşını hiç sormadık, ama bir yerlerde 50-60 lira lafını duyduğumu hatırlıyorum. Neyse, 10 saatlik mesaimizi bitirip eve geldiğimizde yorgunluktan gözlerimiz kanlanmış, açlıktan karnımız kazınmış halde oluyorduk, ama yemek için babamı beklememiz gerektiğinden dolayı geldikten 1 saat sonra yemeğimizi yer, sonra biraz kardeşlerimizle vakit geçirir ve yatardık. Yarın yapılacak işler vardı.

(Visited 7 times, 1 visits today)