Ah Bu Meslekler!

Bir gün hayal edin. Babanızın 43. yaşını kutlamak için bir restorana gittiniz. Ama hiçbir şey yapamadan (yemek yiyemeden, kutlayamadan) eve geri döndünüz. Ne acı bir şey, öyle değil mi? Bu şeyler hayatta bazen karşımıza çıkabilir. Ama bazen…

“Lara, hadi uyan kızım. Kahvaltıya gel.” diye annemin bağırışıyla uyandım. Çok güzel bir cumartesi sabahıydı. Güneş parlıyordu. Babam doktor olduğu için haftada 5-6 gün çalışıyor. O yüzden masada 3 kişiydik. Annem, ben ve ağabeyim. Annem de ev hanımı olduğu için rahat. Masaya oturduğumda hâlâ uyanamamıştı Ozan. “Ozancığım, annem, uyan artık da kahvaltı edelim.” dediğini duydum annemin. Ağabeyim gözünü açabildi sonunda. Annem bizimle bir şey konuşmak istediğini söyledi. “Evet çocuklar, biliyorsunuz ki yarın babanızın doğum günü. Onun için bir restoranda kutlama yapacağız.” “Hangi restorana gideceğiz anneciğim?” diye sordum. “Şu sizinle gittiğimiz balık restoranı var ya? Ona kızım.” diye cevap verdi annem. “Off, hamburger yesek olmaz mı?” dedi ağabeyim. Zaten her zaman söylenir. “Olmaz Ozan. Baban meze ve balığı çok sever, unuttun mu?” dedi annem.

Bugün 12 Ağustos Pazar. Babamın doğum günü. Bugün işe gitmediği için şanslı. Sabah onu “İyi ki doğdun” şarkısı ve yatakta kahvaltı ile uyandırdık. Öğlen olduğunda babamı evde yalnız bıraktık ve süsleme malzemeleri almak için AVM’ye gittik. İçeri girdiğimizde balon ve süs aldık. Ama garip bir şey oldu. “Eee, beyefendi. Eksik vermişsiniz.” dedi annem. Adam şaşırdı. “Normal o zaman.” dedi. Annem biraz sinirlenmişe benziyordu. “Ne demek normal? Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Ne biçim satıcısınız siz?” dedi annem. “Ben satıcı değilim ki.” dedi adam. “Nesiniz o zaman?” diye sordu annem. “Solistim.” dedi adam. Annem iyice sinirlenmişti. Ama daha çok şaşırmıştı. “Ne işin var o zaman burada kardeşim?” dedi annem. Adam cevap veremeden dükkândan çıktık. Tam çıkarken benim karnım ağrımaya başladı. Hem de çok. Neyse ki yanda hastane vardı. İçeri girdik ve doktorla görüştük. “Merhaba, kızımın karnı çok ağrıyor da iyileştirebilir misiniz?” diye sordu annem. Doktor, “Hayır, iyileştiremem.” dedi. “Neden?” diye sordu annem. Şaşırmıştı. “Çünkü ben doktor değilim. Öğretmenim.” dedi doktor. “Ya o zaman bana gerçek doktor çağırın!” diye bağırdı annem. Küplere binmişti. Ama bekleyemedi. Ağabeyimin ve benim elimi tuttuğu gibi hastaneden çıktı. Bana evde de bakabilirdi. Birkaç saat sonra iyileştim ve restorana gitmek için arabaya bindik. Restorana girdiğimizde bir masaya oturduk ve garson çağırdık. “Buyurun efendim, ne alırdınız?” “Biz bir tane aile menüsü alalım.” dedi annem. Babam etkilenmişe benziyordu. Ama garson başımızda bekliyor ve hiçbir şey yapmıyordu. “Getirir misiniz o zaman?” dedi annem. “Ne getireyim efendim?” dedi garson şaşırmış bir şekilde. “Kardeş, şaka mı yapıyorsun? Nasıl garsonsun sen?” dedi babam. “Ben garson değilim ki. Kalp doktoruyum.” dedi adam. “Ya yeter artık!” dediğini duydum annemin ama çok kısık bir sesle söylemişti. Artık tahammül edemiyordu. Restorandan çıktık. Eve gittik. Kabus gibi bir doğum günü oluyordu babam için. Bunu düzeltmeliydik. Ağabeyimin kulağına fısıldadım. “Tamam, hadi yapalım.” dedi o da. Yuvarlak masayı kurduk, masa örtüsü serdik. Altın çatal bıçakları unutmadık tabii ki de. Mumlar koyduk. Annem mutfakta balığı pişirirken biz de mezeler hazırladık. Masayı hazırladık. Babamı çağırdık. Büyülenmişti. Yemeğimizi yedikten sonra Ozan ışıkları kapattı, annem pastayı getirdi ve ben de alkışla ritim tuttum. “İyi ki doğdun Mert, iyi ki doğdun baba, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun baba.” diye şarkı söyledik. Babam mumları üfledi ve dilek tuttu. Güzelce pastamızı yedik. Çok güzel bir doğum günü oldu.

Meslekler değişmiş olsa da…

(Visited 3 times, 1 visits today)