Ahlaki Değerlerin Şekillenişi

Bireylerin ahlaki değerlerini, belli bir yaşa kadar—en başta anne ve babaları olmak üzere—çevresindeki kişilerin hâl ve hareketleri ile çocuğa yansıttıkları âdâbımuâşeret kuralları belirler. Aslında her birey, ailesinin bir yansımasıdır. Küçük yaşlardan itibaren maruz kalınan olumlu veya olumsuz etkenler, bireyin karakterinin şekillenmesinde büyük bir rol oynar. Bu etkiler, kişinin benliğine işlenir ve yaşamı boyunca tüm gidişatını etkiler. Büyük bir insan kitlesi tarafından kabul görmüş belli bir sınır çizgisi üzerinde bulunan doğru ve yanlış skalasının altında, her bireyin kendine özgü doğru ve yanlış kavramları mevcuttur. Ahlaki ve manevi değerlerin bireylerde oluşmaması veya etik kurallara aykırı bir biçimde oluşması, bireyin doğru ve yanlış ayrımını karıştırması anlamına gelir.

Bu durumu günlük yaşantımızda rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Bireyler, sıklıkla iletişim hâlinde oldukları insanların kişilik özelliklerini benimsemeye başlar ve zamanla onların davranışlarını yansıtır. Sonuç olarak, bu etkileşim bireylerin eylemlerine de yoğun şekilde yansır. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” atasözü de tam olarak bu durumu ifade eder. Her daim davranışları gözümüzün önünde, sözleri kulaklarımızda olan kişiler, doğal olarak irademize karşı da olsa, zaman içinde, yavaş yavaş, sezilmeden, kendileri gibi davranmamıza ve konuşmamıza sebebiyet verirler. Her birey, içinde bulunduğu ortamların hepsinde, yoğunlukla etkileşim içerisinde olduğu kişileri temsil eder. İnsanlar, hiç tanışmadıkları kişiler tarafından, yakın iletişimde olduğu bireyler’den ötürü kendi kişilikleri hakkında farklı bir etiket altında adlandırılıp, diğer bireylerin gözünde benlikleri hakkında farklı bir izlenim yaratabilirler.

Elbette ahlaki değerlerini kendi deneyimleri sonucunda biçimlendiren bireyler de vardır. Ancak bu tür kişilerin sayısının oldukça az olduğunu düşünüyorum. Bu bireyler, bağımsız düşünebilen, öz farkındalığı yüksek, sorgulayıcı, eleştiriye ve gelişime açık, aynı zamanda empatik ve anlayışlı olma özelliklerine baskın bir şekilde sahiptir.

Fakat bireylerin zamanla ahlaki değerlerini kendi ellerine alarak etik kurallara uygun bir şekilde düzeltebileceği fikrine dünya üzerindeki katılım oranı oldukça az. Bilakis, “Ağaç yaşken eğilir.” atasözünde de vurgulandığı gibi, özellikle toplumsal çürümeye engel olan bu çok ciddi ve önemli değerler, belli bir yaş aralığını geçtikten sonra bireylere aşılanamaz.

Bu durumun bireylere etki eden bir diğer olumsuz tarafı ise kişinin kendini tam olarak tanıyamaması, çevresindeki insanlara karşı olan hareketlerini ve sözlerini düşünmeden biçimlendirmesi ve empati duygusundan yoksun olmasıdır. Bu nedenle, kendisinin hoşlanmadığı bir olay ile karşılaştığında, başka bir bireyin de aynı veya benzer bir durumdan incinebileceğini ya da sinirlenebileceğini düşünmez.

Karakter, insanın can suyu gibidir; onu ya dallandırıp büyütür ya da susuz bırakıp boynunu büker. Hepimiz yedi yaşımızda neysek yetmişimizde de öyleyiz ya da öyle olacağız. Goethe’nin de dediği gibi: “Milyonlarca lüleli peruk da taksan, arşınlarca yüksekteki kaideye de çıksan, neysen osundur.”

(Visited 129 times, 1 visits today)