O sabah her şey çok farklıydı. Alarmım çalmadan uyandım. Yatağımın yanında bir parıltı gördüm ve gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Küçük, kanatlı bir yaratık havada süzülüyordu! Minik bir peri gibiydi ama elinde parlayan pembe bir kalem taşıyordu. Işıltısı odama renk katıyordu.
“Ben Alipoş!” dedi cıvıl cıvıl bir sesle. “Bugün seni eğlendirmeye geldim!”
Korkmak yerine çok şaşırmıştım. Elimden tuttu ve odamdaki posterler bir anda ışıldamaya başladı. Futbol posterimden Ronaldo çıktı, bana el salladı ve gülümsedi! Sonra kitaplığımın içinden sevdiğim kahramanlar belirdi: Keloğlan, Nasreddin Hoca hatta Küçük Prens bile! Hepsi bana, “Bugün senin hayal günün!” dediler.
Birlikte uçan bir topun peşinden koştuk, konuşan ağaçlarla sohbet ettik, gökkuşağının üzerinden kaydık ve bulutların üstünde zıpladık. Alipoş sürekli gülüyor, “Hayal edebildiğin her şey gerçek olabilir!” diyordu. Ne hayal ettiysem oluyordu. Çok mutluydum. Hep gülümsüyordum, kahkaha sesim odamı dolduruyordu.
Bir anda alarmım çaldı. Her şey yok oldu. Yatağımda tek başımaydım. Ama yastığımın altında mavi bir kalem buldum. O an anladım: Belki rüya görmüştüm ama o kalem hâlâ oradaydı.
Belki de… Gerçekten yaşanmıştı. Ve kalbimde o günü tekrar tekrar yaşamak için bir küçük umut kaldı.
