Alışkanlıklarınız mı sizi oluşturur yoksa siz mi alışkanlıklarınızı oluşturuşunuz? Bu konu uzun yıllardır pek çok tartışmanın odağı olmuştur. Bir tarafta “İnsan, alışkanlıklarının tutsağıdır.” diyen Dostoyevski, öteki tarafta ise “İnsan, her sabah yeniden doğar; bugün ne yaparsan odur.” diyen Mevlana… Hangi görüş işin aslını yansıtmakta?
Dostoyevski, bu sözleriyle bireyin geçmişte oluşturduğu davranış kalıplarının onu yönlendirdiğini savunur. Haklılık payı olmadığını inkar edebilir misiniz? Günlük hayatımızda çoğumuz farkına bile varmadan alışkanlıklarımızın tesiri altında kalıyoruz. Durun ve düşünün, sizi oluşturan kişilik elementlerinin çoğu aslında alışkanlıklarınızdan oluşmuyor mu? Hele bir de çocuklukta kazanılmışsa… O zamanki sizle aynı düşünce biçimine, aynı tepkilere, aynı davranışlara ve aynı tarza sahip olmadığınız söylemek bir hayli zor olmalı. Geçmiş deneyimleriniz, bugünkü sizi inşa eden etmenlerden belki de en büyüğü.
Mevlana’nın bakış açısı, Dostoyevski’nin aksine, insana umut ve sorumluluk yükler. Ona göre insanlar, geçmişlerinden ibaret değildir, şu anın ve gelecek yaşantılarının da bir ürünüdür. Bilinç kazanmakla beraber size bir değişim fırsatı doğar, her gün; önceki günü sorgulamak, ders çıkarmak ve farklı bir yol seçmek için bir imkan sunar. Mevlana’nın gözünden baktığınızda o da haklıdır çünkü eğer alışkanlıklarımıza esir düşseydik, pişmanlık, tövbe, gelişim veyahut dönüşüm gibi kavramların ne anlamı kalırdı? Tarih boyunca birçok insan, önceki yaşantısını geride bırakıp yeni yolculuklara yelken açmamış mıdır?
Mevlana insanın potansiyelini anlatır ancak toplumun gerçeğini unutur. “İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.” Atasözüyle büyüyen bir topluma değişimi entegre etmek oldukça zordur. Siz değişirsiniz, birey olursunuz fakat mahalle bakkalının gözünde hâlâ futbol oynayan haylaz çocuk olarak kalırsınız. Önemli olan değişimin öz farkındalığıdır ancak kabul ettiremediğiniz bir farklılığı da fark edemeyebilirsiniz. Dostoyevski, psikolojik açıdan insan doğasının gerçeklerini göz önünde tutan bir düşüncedir.
Yaşam biçiminiz alışkanlıklarınızın elinde olsa da hangi alışkanlıkların hayatınızı yöneteceği sizin kontrolünüz altındadır. Dostoyevski’nin de vurguladığı gibi insan, çoğu zaman kendi yarattığı alışkanlıkların tutsağı hâline gelir. Bu nedenle özgürlük, her sabah yeniden doğmakta değil; alışkanlıkların zincirlerini kırabilecek gücü bulabilmektedir. Aksi hâlde insan, değiştirdiğini sandığı hayatın içinde aynı döngüyü yaşamaya devam eder.
