Her sabah olduğu gibi o sabah da çantasını sırtına takıp evden çıktı. Sokaklar yine sessiz, kuşlar ağaç dallarında şarkı söylüyor, taş döşeli yollar hafif bir serinlik yayıyordu. Her şey sıradandı, ta ki köşe başını dönene kadar.
O anda, gözlerinin önünde beliren parlak, altın rengi bir kapı onu durdurdu. Daha önce o yolda böyle bir şey görmemişti. Kapı, sanki yerden filizlenmiş gibi sessizce orada duruyordu. Yüzeyi ışıldayan bir altın kaplama ile kaplıydı ve üzerindeki işlemeler büyüleyici bir şekilde kıvrılıyordu. Sanki binlerce hikâyeyi saklıyormuş gibi bir hava yayıyordu.
Genç kız bir adım attı. Kalbi göğsünde hızla çarpmaya başlamıştı. Bu kapı, sıradan dünyasının bir parçası olamazdı. Onu başka bir yere davet ediyordu, bunu hissediyordu. Elleri titreyerek kapıya dokundu. Dokunduğu an, kapı hafifçe aralandı ve içinden bir ışık huzmesi etrafa yayıldı.
Adımını attığında, kendini bir ormanın içinde buldu. Ama bu, bildiği ormanlardan çok farklıydı. Ağaçlar devasa boyutlardaydı ve yaprakları altın rengine çalıyordu. Kuşların şarkıları, rüzgârın sesiyle birleşerek adeta bir senfoni yaratıyordu. Ayaklarının altındaki çimenler, yürüdükçe parlayan bir halı gibiydi.
“Buraya hoş geldin,” dedi ince bir ses. Başını çevirdiğinde, kollarında altından yapılmış kanatlar olan küçük bir yaratık gördü. “Burası senin hayal gücünün yansıması. Hayatının monotonlaştığını hissettiğin bir anda burayı buldun. Burada her şey mümkün.”
Genç kız büyülenmişti. Bu dünya ona, her şeyin ötesinde bir şeyleri keşfetme cesareti verdi. Kız buradan hiç çıkmak istemedi. Her istediğinin gerçekleşmesi ona gerçek dünya dan daha çok keyif veriyordu. Kendine büyülü bir şato yaptırmış ve gerçeklikten tamamen uzaklaşmıştı.
Günlerden bir gün yatağından kalkıp şatonun penceresinden dışarıya bakmıştı ve gözlerine inanamamıştı. O büyülendiği ve her yerini ayrı ayrı sevdiği hayal dünyası çökmeye başlamıştı. Hava kararmış ve kızın içini bir hüzün kaplamıştı. Fakat kızın şatosu da yavaş yavaş çökmeye başlamıştı ve kız tek kaçış yolunun altın kapıya gitmek olduğunu anladı. Kendini şatodan dışarı atar atmaz koşmaya başladı. Kapıya sonunda vardı ve kendi elleriyle yaptığı evrene son kere baktı.
Kapıdan geçtiğinde kız çok üzülmüştü. O büyülü evreni bir daha bulamayacağını düşünerek hayal dünyasının neden çöktüğünü sorguladı içten içe. Bunun üzerine düşündükçe şunu net bir şekilde anladı. Gerçeklikten bu kadar uzaklaşmak sebep olmuştu bu duruma. Günün sonunda kızın tek bir düşüncesi vardı: Hayaller ne kadar büyüleyici olsa da gerçeklik olmadan hayallerin bir değeri yoktu.

