Amara’nın Bir Günü

Amara yedi yaşındaydı ve hayatı günden güne zorlaşıyordu. Güneşin ilk ışıkları, kurak toprağın üzerindeki kulübeye girdiğinde Amara’nın midesi çoktan ağrımaya başlamıştı. Açlık, onu uyandıran bir zildi.

06.30
Annesi Alisha “Haydi Amara, suyu getir.” dedi. Beyaz plastik bidonu eline aldığında ağırlığı Amara’nın cılız vücudunu zorluyordu. Köyün kurak arazisinde yaklaşık bir saat yürüdükten sonra su kuyusunun arkasına sıraya geçti.

11.05
Kulübeye geri döndükten sonra günün onun için en önemli zamanı geldi. Alisha, dünden kalan son unla ince ve sulu bir lapa pişirdi. Amara, diğer iki küçük kardeşi ve annesiyle yemeklerini paylaştı. Lapadan aldığı her ısırık Amara’nın vücuduna giren bir enerji kaynağıydı. Uzun bir süre geçmeden Amara’nın midesi yeniden boşalmıştı ama en azından karnı artık çok şiddetli ağrımıyordu.

Öğleden sonra güneş dışarıdaki her şeyi kavuruyordu. Amara’nın oyun oynayacak enerjisi yoktu. O da köydeki diğer çocuklar gibi kulübenin içinde enerjisini harcamamak için yatıyordu. Çünkü enerji harcamamak, hayatta kalmanın 1. kuralıdır.

15.00
Amara, annesiyle beraber etraftaki çalılıklardan yakacak odun toplamaya gitmişti. Odunlar yiyecekler kadar değerliydi çünkü odun toplamazlarsa yiyecek lapa da yapamazlardı.

18.45
Yavaş yavaş güneş batıyordu. Bugün için başka yemek yoktu. Amara yalnızca bir bardak su içti ve toprağın sert zemininin üzerindeki yorgana uzandı. Annesiyle odun topladığı için çok yorgundu; kolları ve bacakları sızlıyordu ama mide ağrısı onun uykusunu kaçırıyordu. Amara boş midesini umursamayarak gözünü kapattı. Tek istediği şey, gökyüzünden yağmur yağması ve annesinin eve daha fazla unla dönmesiydi. Böylece Amara bir günü daha hayatta kalmıştı.

(Visited 5 times, 1 visits today)