ANILAR

  Eğer insanların anıları taşınabilir nesnelere dönüşseydi kaybetmek istemeyeceğim anım küçük, çatlamış bir seramik fincan olurdu Çünkü bazı anılar bağırmaz, sessizce ısıtır.

  Ben o fincanım. Bir pazar sabahı mutfak masasının kenarında duruyordum. Dışarıda yağmur yağıyordu, camdan süzülen damlalar evin içindeki sessizliği daha da derinleştiriyordu. O beni iki eliyle sardığında, elleri biraz soğuktu ama içindeki çay sıcacıktı. Asıl sıcaklık ise masanın karşısındaki kişiden geliyordu. Konuşmuyorlardı. Buna gerek yoktu. Arada bir gülümsüyor, bazen sadece birbirlerine bakıyorlardı. Ben her yudumda biraz daha hafifliyor, anı ise giderek ağırlaşıyordu.

  Zamanla üzerimde bir çatlak oluştu. Kimse fark etmedi. Tıpkı o anın içindeki kırılganlığın kimsenin dikkatini çekmemesi gibi. O sabahın bir gün biteceğini, insanların kalkıp başka hayatlara dağılacağını ben biliyordum çünkü nesneler kalır, anlar geçer.

   Beni kaybetmek istemezlerdi çünkü ben sadece bir fincan değilim; sessiz bir mutluluğun, söylenmemiş cümlelerin ve “her şey yolundaydı” hissinin somut hâliyim. Bazı anılar, taşınabilir olduklarında bile bırakılmak için fazla kıymetlidir.

  Yıllar sonra beni dolabın en arkasında bulduklarında üzerimde ince bir toz tabakası vardı. Kimse beni kullanmaya cesaret edemedi çünkü bazı eşyalar kırılmaktan çok, hatırlatmaktan korkutur. Beni eline alan kişi bir an durdu, parmakları çatlağımın üzerinden geçti. O an, geçmiş kısa bir sızı gibi içinden geçti.

  İşte ben bunun için varım. Geri getirmek için değil, var olduğunu hatırlatmak için. Nesneler zamanı durduramaz ama ona tanıklık eder. Ve bazen bir fincanın sessizliği, en gürültülü anılardan daha kalıcıdır.

(Visited 2 times, 1 visits today)