Kendi anılarımdan bir şehir tasarlamak deyince aklıma gelen ilk şey, ne kadar değerli insanlara sahip olduğum oluyor. Anılarımı güzelleştiren ve beni ısıtan bu insanlarla kurulan bir şehir; sakin, eğlenceli ve dolu dolu olurdu.
Anılarımı değerli kılan sadece mutlu anlar veya pozitif düşünceler değil. Aynı zamanda olumsuz olaylar ve anılar da var. Fakat yaşanan en küçük negatif olay bile, sahip olduğum bu kıymetli anılara şükretmemi, elimdekilerle yetinmemi ve mutluluğu bulmamı sağlıyor. Bu sayede, olumsuz anılardan ders çıkararak mutlu anıların sayısını artırmak benim için daha anlamlı hale geliyor. Şehre gelirsek temiz ve düzenli bir yer olurdu. Her cadde ve sokakta çöp kutuları bulunurdu. Bu, olumsuz anılardan ders çıkararak onları geride bırakmayı sembolize ederdi. Ancak bu “geride bırakmak” onları yok saymak değil; tıpkı çöpleri uygun şekilde atarak şehri temiz tutmak gibi, geçmişten ders alarak hayatı güzelleştirmek anlamına gelirdi.
Bu şehirde farklı anılar ve duygular bir arada olurdu. Bir tarafta kahve içerken neşeyle sohbet eden gençler, diğer tarafta parkta oynayan çocuklar, bisiklet süren arkadaş grupları ve birlikte yemek yiyen aileler olurdu. Ancak olumsuz anıları da görmezden gelemezdim. Bazen insanlar güneşli, bazen ise yağmurlu bir havaya uyanırdı. Kimileri güneşle mutlu olurken kimileri yağmurda huzur bulurdu. Bazı evlerde tartışmalar yaşanırken bazıları huzur dolu olurdu.
Kısacası, bu şehirde bakış açısı her şey demekti. Yağmur bulutları gökyüzünü kapatsa da toprağa can verir ve bitkilerin büyümesini sağlar. Hayata da böyle bakabilmeyi öğrenmemi sağlayan tüm anılarım, eminim ki böyle bir şehir oluştururdu.
